http://online.wsj.com/article/SB124698273174806523.html
When the Chinese government, with the comfort of hindsight, looks back on its handling of the unrest in Urumqi and East Turkestan this week, it will most likely tell the world with great satisfaction that it acted in the interests of maintaining stability. What officials in Beijing and Urumqi will most likely forget to tell the world is the reason why thousands of Uighurs risked everything to speak out against injustice, and the fact that hundreds of Uighurs are now dead for exercising their right to protest.
On Sunday, students organized a protest in the Döng Körük (Erdaoqiao) area of Urumqi. They wished to express discontent with the Chinese authorities'inaction on the mob killing and beating of Uighurs at a toy factory in Shaoguan in China's southern Guangdong province and to express sympathy with the families of those killed and injured. What started as a peaceful assembly of Uighurs turned violent as some elements of the crowd reacted to heavy-handed policing. I unequivocally condemn the use of violence by Uighurs during the demonstration as much as I do China's use of excessive force against protestors.
Uighur democracy leader Rebiya Kadeer waoits to speak to the press on the unrest in China's western Xinjiang province at the National Press Club in Washington on July 6, 2009..While the incident in Shaoguan upset Uighurs, it was the Chinese government's inaction over the racially motivated killings that compelled Uighurs to show their dissatisfaction on the streets of Urumqi. Wang Lequan, the Party Secretary of the "Xinjiang Uighur Autonomous Region" has blamed me for the unrest; however, years of Chinese repression of Uighurs topped by a confirmation that Chinese officials have no interest in observing the rule of law when Uighurs are concerned is the cause of the current Uighur discontent.
China's heavy-handed reaction to Sunday's protest will only reinforce these views. Uighur sources within East Turkestan say that 400 Uighurs in Urumqi have died as a result of police shootings and beatings. There is no accurate figure for the number of injured. A curfew has been imposed, telephone lines are down and the city remains tense. Uighurs have contacted me to report that the Chinese authorities are in the process of conducting a house-to-house search of Uighur homes and are arresting male Uighurs.They say that Uighurs are afraid to walk the streets in the capital of their homeland.
The unrest is spreading. The cities of Kashgar, Yarkand, Aksu, Khotan and Karamay may have also seen unrest, though it's hard to tell, given China's state-run propanganda. Kashgar has been the worst effected of these cities and unconfirmed reports state that over 100 Uighurs have been killed there.Troops have entered Kashgar, and sources in the city say that two Chinese soldiers have been posted to each Uighur house.
The nature of recent Uighur repression has taken on a racial tone. The Chinese government is well-known for encouraging a nationalistic streak among Han Chinese as it seeks to replace the bankrupt communist ideology it used to promote. This nationalism was clearly in evidence as the Han Chinese mob attacked Uighur workers in Shaoguan, and it seems that the Chinese government is now content to let some of its citizens carry out its repression of Uighurs on its behalf.
This encouragement of a reactionary nationalism among Han Chinese makes the path forward very difficult. The World Uighur Congress that I head, much like the Dalai Lama and the Tibetan movement, advocates for the peaceful establishment of self-determination with genuine respect for human rights and democracy. To achieve this objective, there needs to be a path for Han Chinese and Uighur to achieve a dialogue based on trust, mutual respect and equality. Under present Chinese government policies encouraging unchecked nationalism, this is not possible.
To rectify the deteriorating situation in East Turkestan, the Chinese government must first properly investigate the Shaoguan killings and bring those responsible for the killing of Uighurs to justice. An independent and open inquiry into the Urumqi unrest also needs to be conducted so that Han Chinese and Uighurs can understand the reasons for Sunday's events and seek ways to establish the mutual understanding so conspicuously absent in the current climate.
The United States has a key role to play in this process. Given the Chinese government's track record of egregious human-rights abuses against Uighurs, it seems unlikely Beijing will drop its rhetoric and invite Uighurs to discuss concerns. The U.S. has always spoken out on behalf of the oppressed; this is why they have been the leaders in presenting the Uighur case to the Chinese government. The U.S., at this critical juncture in the East Turkestan issue, must unequivocally show its concern by first condemning the violence in Urumqi, and second, by establishing a consulate in Urumqi to not only act as a beacon of freedom in an environment of fierce repression but also to monitor the daily human-rights abuses perpetrated against the Uighurs.
As I write this piece, reports are reaching our office in Washington that on Monday, 4,000 Han Chinese took to the streets in Urumqi seeking revenge by carrying out acts of violence against Uighurs. On Tuesday, more Han Chinese took to the streets. As the violence escalates, so does the pain I feel for the loss of all innocent lives. I fear the Chinese government will not experience this pain as it reports on its version of events in Urumqi, and it is this lack of self-examination that further divides Han Chinese and Uighurs.
Ms. Kadeer is the president of the Uighur American Association and World Uighur Congress. An interview with Ms. Kadeer appeared recently in the Far Eastern Economic Review.
Rabia Kadir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rabia Kadir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Temmuz 2009 Cuma
Rabia Kadir: "Türkiye'nin, kanında Türk kanı taşıyan Uygurları satacağına inanmıyorum"
'Uygurların Anası' sonunda Türkiye'ye geliyor
WASHINGTON (CİHAN) - Uygurların anası olarak bilinen Rabia Kadir, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın vize vereceklerini söylemesinin ardından Türkiye'ye gideceğini bildirdi.
"Türkiye'nin, kanında Türk kanı taşıyan Uygurları satacağına inanmadığını" belirten Kadir, Ankara'nın Birleşmiş Milletler (BM) ve Çin nezdinde girişimlerde bulunarak, bağımsız bir araştırma komisyonunun bölgeye gönderilmesini istedi.
Merkezi Almanya'nın Münih kentindeki Dünya Uygur Kongresi'nin başkanı olan Kadir, durumun Filistin'de yaşananlardan daha vahim olduğunu da kaydederek, Türk halkının buna tepkisini daha geniş katılımlı gösterilerle ortaya koymasını temenni etti.
Rabia Kadir, Türkiye'nin kendisine vize vermemesi ile ilgili olarak Cihan'a konuştu. Kendisinin Türkiye'ye gitmesine yeşil ışık yakan Erdoğan'a teşekkür eden Kadir, Erdoğan'ın açıklamasının ardından vize başvurusu yapıp Türkiye'ye gideceğini, ancak zamanının henüz belli olmadığı söyledi. Reddedilen vize başvurularını 2006-2007 yılında yaptığını ifade eden Kadir, neden böyle bir karar alındığını bilmediğini ve sebebini de sormadığını söyledi. Ancak kırgın olmadığını dile getiren Kadir, Çin'in Türkiye'ye ne kadar baskı yaptığının farkında olduğunu ifade etti.
"ÇİN'E BASKI YAPIN"
Rabia Kadir, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Washington'a geldiği zaman görüşme imkanı olmadığını, kendisinin o zaman Amerika dışında bulunduğunu ve görüşme talep etmediğini anlattı.
Kadir, Türk hükümetinden Doğu Türkistan konusunda beklentisini ise şöyle açıkladı: "Uygur halkı barışçıl yollarla mücadelesini sürdürüyor. Orada bir vahşet yaşanıyor. Dünyanın buna seyirci kalmaması lazım. Her şeyden önce Türkiye'nin buna seyirci kalmamasını, bunu ciddiye alarak başka devletlerle birlikte bu katliamın durdurması için Çin'e baskı yapmasını istiyoruz. Ondan sonra da Çin'e uluslararası bir araştırma komisyonunun gönderilmesini, Türkiye'nin teşebbüsü ile BM nezdinde, bir BM heyetinin orada ne kadar insanın öldüğünü ve neler olduğunu araştıracak bir heyetin gönderilmesini istiyoruz. Türk hükümetinin Çin hükümeti nezdinde de girişimde bulunarak bu Uygur meselesinin barışcıl yollarla çözülmesi için çaba göstermesi ve Çin ile Uygurlar arasında arabuluculuk rolü oynamasını istiyoruz. Bundan sonda da, Türk hükümetinin, büyükelçiliklerine talimat yollamasını ve vize başvurusunda bulunan Uygurlara vize verilmesini özellikle istiyoruz"
"BİZİM MESELEMİZ FİLİSTİN'DEN DAHA VAHİM"
Rabia Kadir, Gazze olayları sonrası Türkiye'de yapılan gösterilerin benzerinin şimdi de yapılmasını isteyerek, "Bizim meselemiz Filistin meselesinden daha vahim" sözlerini sarfetti. Kadir, Türkiye'nin, damarında Türk kanı olan Uygurları satmayacağına inandığını, hükümetin ve Türk halkının son olaylara gösterdiği tepkisinden son derece memnun olduğunu ve teşekkür ettiğini sözlerine ekledi.
WASHINGTON (CİHAN) - Uygurların anası olarak bilinen Rabia Kadir, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın vize vereceklerini söylemesinin ardından Türkiye'ye gideceğini bildirdi.
"Türkiye'nin, kanında Türk kanı taşıyan Uygurları satacağına inanmadığını" belirten Kadir, Ankara'nın Birleşmiş Milletler (BM) ve Çin nezdinde girişimlerde bulunarak, bağımsız bir araştırma komisyonunun bölgeye gönderilmesini istedi.
Merkezi Almanya'nın Münih kentindeki Dünya Uygur Kongresi'nin başkanı olan Kadir, durumun Filistin'de yaşananlardan daha vahim olduğunu da kaydederek, Türk halkının buna tepkisini daha geniş katılımlı gösterilerle ortaya koymasını temenni etti.
Rabia Kadir, Türkiye'nin kendisine vize vermemesi ile ilgili olarak Cihan'a konuştu. Kendisinin Türkiye'ye gitmesine yeşil ışık yakan Erdoğan'a teşekkür eden Kadir, Erdoğan'ın açıklamasının ardından vize başvurusu yapıp Türkiye'ye gideceğini, ancak zamanının henüz belli olmadığı söyledi. Reddedilen vize başvurularını 2006-2007 yılında yaptığını ifade eden Kadir, neden böyle bir karar alındığını bilmediğini ve sebebini de sormadığını söyledi. Ancak kırgın olmadığını dile getiren Kadir, Çin'in Türkiye'ye ne kadar baskı yaptığının farkında olduğunu ifade etti.
"ÇİN'E BASKI YAPIN"
Rabia Kadir, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Washington'a geldiği zaman görüşme imkanı olmadığını, kendisinin o zaman Amerika dışında bulunduğunu ve görüşme talep etmediğini anlattı.
Kadir, Türk hükümetinden Doğu Türkistan konusunda beklentisini ise şöyle açıkladı: "Uygur halkı barışçıl yollarla mücadelesini sürdürüyor. Orada bir vahşet yaşanıyor. Dünyanın buna seyirci kalmaması lazım. Her şeyden önce Türkiye'nin buna seyirci kalmamasını, bunu ciddiye alarak başka devletlerle birlikte bu katliamın durdurması için Çin'e baskı yapmasını istiyoruz. Ondan sonra da Çin'e uluslararası bir araştırma komisyonunun gönderilmesini, Türkiye'nin teşebbüsü ile BM nezdinde, bir BM heyetinin orada ne kadar insanın öldüğünü ve neler olduğunu araştıracak bir heyetin gönderilmesini istiyoruz. Türk hükümetinin Çin hükümeti nezdinde de girişimde bulunarak bu Uygur meselesinin barışcıl yollarla çözülmesi için çaba göstermesi ve Çin ile Uygurlar arasında arabuluculuk rolü oynamasını istiyoruz. Bundan sonda da, Türk hükümetinin, büyükelçiliklerine talimat yollamasını ve vize başvurusunda bulunan Uygurlara vize verilmesini özellikle istiyoruz"
"BİZİM MESELEMİZ FİLİSTİN'DEN DAHA VAHİM"
Rabia Kadir, Gazze olayları sonrası Türkiye'de yapılan gösterilerin benzerinin şimdi de yapılmasını isteyerek, "Bizim meselemiz Filistin meselesinden daha vahim" sözlerini sarfetti. Kadir, Türkiye'nin, damarında Türk kanı olan Uygurları satmayacağına inandığını, hükümetin ve Türk halkının son olaylara gösterdiği tepkisinden son derece memnun olduğunu ve teşekkür ettiğini sözlerine ekledi.
9 Temmuz 2009 Perşembe
Rabia Kadir" röportajı
"Uygur Türkleri'nin annesi Rabia Kadir Ropörtajı
Uygur Türklerinin annesi Rabia Kadir'in, Washington merkezli çalışan, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’nun güvenlik meseleleri üzerine uzmanlaşmış bağımsız bir gazeteci olan Joshua Kucera ile 07.03.2008 tarihinde Washington'da yaptığı röportaj:
***
Joshua Kucera: Şu anda Uygurların Çin’de yüz yüze kaldığı en büyük tehlike nedir sizce?
Rabia Kadir: Varlığımızla ilgili bir tehditle yüz yüzeyiz, Çin hükümetinin siyaseti bizi bir halk olarak yok edecek. Çin hükümeti milyonlarca Çinliyi anavatanımıza göç ettiriyor. Çin yönetimi bize sözde özerklik verdi, ama buna hiç saygı duymadı ve kendi insanlarından milyonlarcasını getirdi. Şimdi anavatanımızda Uygurlardan çok Çinlileri görebilirsiniz. Çin’in yaptığı şey doğrudan etnik kimliğimize, kültürümüze ve dilimize saldırmak.
Çin hükümetinin bunu yapmaktaki nedenleri neler? Ayrılıkçılık korkusu mu, etnik şövenizm veya ırkçılık mı, ya da Xinjiang ’daki (Doğu Türkistan) petrol ve doğalgazı kontrol altına almak istemesi mi? Bu Çin yönetiminin parçası olan ultra milliyetçilik, ve Çin yönetimi Uygurları anavatanımızdaki bütün doğal kaynaklarının kendisi tarafından yağmalamasında bir tehdit olarak görüyor.
Özellikle Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, ve daha sonra NATO güçleri Afganistan’a girdiğinde, Çin hükümeti Uygurlarla daha fazla ilgilenir oldu ve yasaklamaları yoğunlaştırdı. Çin yönetiminin cesaretini kıran şey bizim hiçbir şekilde Çinli olmayışımız. Çinlilere benzemiyoruz, Çince konuşmuyoruz, her şey farklı ve bunlar Çin yönetiminin baskısını ve işgalini haklı çıkarmasını zorlaştırıyor. Beni şaşırtan şey şu oldu, Çin’in iç taraflarına gittiğimde, bu bölgelerdeki Çinliler bize karşı şövenist değillerdi. Ama anavatanımız Xinjiang ’daki (Doğu Türkistan) Çinliler çok düşman ve saldırganlar, bizden bir an önce kurtulmaya çılışıyorlar. Birçok işyeri açıkça “Uygurları istemiyoruz” diyor. Bunu şu anda açıkça söylüyorlar. Bu Uygurları bir köşeye atmak ve onları nefeslerini keserek öldürmek demek.
Joshua Kucera: Siyasi olarak Xinjiang (Doğu Türkistan) için doğru çözüm nedir? Bağımsızlığı mı yoksa Çin içerisinde daha büyük bir özerkliği mi savunuyorsunuz?
Rabia Kadir: Çin yönetimine güvenmiyoruz. Bize özerlik statüsü verildiğinde, şahane şeyler için de söz verildi. Doğal kaynaklardan biz sorumlu olmalıydık, Çinli nüfusunu arttırmamalıydılar, işler ilk önce yerel halka sonra gelen Çinlilere verilmeliydi. Bize sadece yardım etmek için geldiklerini söylediler, anavatanımızı ve kültürümüzü kalkındırmak için… Çin yönetimi özerkliği Uygurlara kanca atmak için bir tuzak olarak kullandı. Şu anda Uygurları görüyorsunuz, hiçbir şeyimiz yok.
Joshua Kucera: Uygurlar bağımsızlığa nasıl erişebilirler? Bunu barışçıl bir yolla yapabilir misiniz?
Rabia Kadir: Sadece barışçıl yöntemlerle olacak. Şu anda önceliğimiz insan hakları için mücadele vermek, kesin bağımsızlık için mücedele etmiyoruz. İnsanlarımızın konuşma hürriyetine saygı gösteriyoruz. Ne istiyorlarsa onu ifade edebilirler.
Joshua Kucera: Çin yönetiminin pasif direnişe saygı göstereceğini düşünüyor musunuz?
Rabia Kadir: Eğer Çin yönetimi saygı göstermezse, uluslar arası toplum ve diğerleri pasif direnişi tanıyacaklar. Eğer baskı kontrol edemeyeceğimiz bir noktaya gelirse, bir şeyler olabilir. Dolayısı ile bizim barışçıl çabalarımızı tanımak ve müzakere etmek Çin yönetiminin yararınadır.
Joshua Kucera: Çin yönetiminin Uygurlara karşı sıkı tedbirler almak için İslami radikalizm tehlikesini kullandığını söylediniz. Ama Xinjiang ’daki (Doğu Türkistan) Uygurlar çok dindarlar. Orda radikal İslam’ın ortaya çıkışı için bir potansiyel olduğunu düşünüyor musunuz?
Rabia Kadir: Uygurlar, dindar olanlar bile, ülkeleri için, özgürlükleri için ayağa kalkabilirler. Ama radikal İslam için değil, bu bizim kültürümüzün bir parçası değil. İnsanlar bir köşeye atıldıklarında, her türlü haktan mahrum bırakıldıklarında bu tür bir hayat insanları çılgınca şeyler yapmaya sevk edebilir.
Joshua Kucera: Eski Sovyet Orta Asya’sından Xinjiang ’a (Doğu Türkistan) gelelim, Çin’dekinden çok daha fazla kalkındıklarını fark etmemek imkansız. Uygurların Çin’in parçası olarak bazı ekonomik faydalar sağladığını düşünüyor musunuz?
Rabia Kadir: Eğer size Çinliler bize hiç bir şey getirmedi dersem, yalan söylediğimi düşüneceksiniz. Bu yüzden size “bize bazı şeyler getirdiler” diyeceğim: Bir zamanlar Uygurlar çok misafirperver insanlardı, bir yabancı için bir kuzu keserlerdi. Barışsever, musikişinas, neşeli insanlardık. Düşmanlarımız geldiğinde, misafir gibi onları hoş karşıladık. Şimdi bana Çinlilerin bize ne getirdiğini söyleyin: Çinliler bize onlara nasıl direneceğimizi öğretti. Çin yönetimi yabancılara misafirperver bir şekilde davranamazsınız fikrini getirdi. Bütün o etkileyici gökdelenleri görmeliydiniz, Çin propagandası, bütün bu yüksek binaları göster, bu zavallı, geri kalmış Uygurları biz kalkındırdıktır. Ama o binalar ve otoyollar Çinlilerin zevk almaları için yapılmıştır, Uygurlar kırıntı yiyorlar.
Joshua Kucera: Uygur kültüründe bir çöküşü tarif ediyor gibisiniz. Bu doğru mu?
Rabia Kadir: Çok sayıda Uygur’un kafası karışık; bizim için karışıklık zamanı. Korku içinde yaşıyoruz, kalplerimizdekini söyleyemiyoruz, ahlaki değerler değişti, bu yüzden bazı şeyleri aleni olarak göremiyoruz. Önceki Uygurlar değiliz. Fakirlik, baskı ve korku bizi bir köşeye attı, önümüzde ve arkamızda ne var bilmiyoruz. Tam bir karanlığın içinde yaşıyoruz. Bu herkesi bencil ve ben merkezli yapıyor, insanlar sadece kendi kişisel bekaları ile ilgileniyorlar.
Joshua Kucera: Petrol Uygurlar için bir nimet mi yoksa bela mı?
Rabia Kadir: Petrol Uygurlar için bir bela. Eğer petrole sahip olmasaydık, bu kadar çok acı çekmezdik ve Çinliler bu toprakla bu kadar ilgilenmezlerdi. Petrol bizim topraklarımızdan çıkarıldığından beri Çinli yetkililer, gelirin bir kısmını Uygur halkının eğitimi, sağlığı ve benzer şeyler için verseydi Uygurlar ve Çinliler barış içinde ayrılabilirler ve Çinliler hala petrolün bir kısmını çıkarmaya devam edebilirlerdi. Ama olay bu değil. Petrolün keşfi Çin yönetiminin aç gözlülüğünü ve Uygurlara yaptıkları baskıları arttırdı.
Joshua Kucera: Amerika Birleşik Devletleri’nden Çin’deki Uygurlara yardım etmesi için ne istiyorsunuz?
Rabia Kadir: Öncelikle ABD’nin desteğine minnettarız ve dünya çapındaki teşkilatlarımız için ABD’nin desteğinin devam ettirilmesini istiyoruz. Uygurlar Tibetlilerin komşusu, onlarla aynı acıyı çekiyoruz. Bu yüzden Amerikan Kongresi’nin Tibet Siyaseti Hareket Planı benzeri bir kanun geçirmesini umuyoruz. Amerikan hükümeti Uygur meselesini dış politika gündemine koymalı ve Çin yönetimi ile doğrudan ilgilenmeli.
Joshua Kucera: ABD’nin Çin’de bulunan Uygurlara karşı politikasında bir değişim oldu mu?
Rabia Kadir:Evet, büyük değişiklikler ve ilerlemeler kaydedildi ve biz ABD’nin çeşitli yollarla bize verdiği destekten gerçekten memnunuz. Ama daha fazla ilerleme umut ediyoruz.
Joshua Kuchera: Ne tür ilerlemeler kaydedildi?
Rabia Kadir: Bütün yıllık insan hakları raporlarında Uygurlar için büyük bir bölüm var, geçmişte ya çok az yer ayrılırdı ya da hiç bahsedilmezdi. Kongre’de de birçok oturum var. Uygur meselesi üzerine en az 6 oturuma ben şahit oldum. Çin yönetimi beni şeytan ve Dünya Uygur Kongresi’ni terörist bir organizasyon gibi göstermek için bütün gücünü kullanarak her şeyi yaparken, Başkan Bush yaptıklarıma destek verdiğini gösterdi. Laura Bush ile de tanıştım, bu benim için çok şey ifade ediyor. Görüşme Çin yönetimine ABD’nin Uygurları desteklediklerine dair güçlü bir mesaj yolladı, aynı zamanda halkımıza çok büyük umut verdi. Şimdi ABD’nin arkalarında olduğuna inanıyorlar.
Jashua Kuchera: Dünyanın ABD algısı azalıyor, ABD’ye çok yakın olarak ya da ABD’nin Çin’e karşı piyonu olarak algılanmaktan endişe duymuyor musunuz?
Rabia Kadir: Dünyadaki reytinginin ne kadar düşük olduğuna bakmaksızın Amerika ile birlikte duruyoruz, Tabi ki, Amerika ne kadar çok güvenilirliğe sahip olursa, bizim için o kadar iyi olur. Bu yüzden dualarımız Amerika’nın dünyada daha fazla saygı ve güvenilirlilik kazanması için. Amerikan hükümeti için bir piyon olduğumuza inanmıyoruz. Dünyada yetim kaldık, ve şimdi bu büyük millet yarafından evlat edinilmiş gibi hissediyoruz. İnanıyoruz ki ABD’nin dünyadaki itibarı kısa zamanda geri gelecek.
Not: Joshua Kucera Washington merkezli çalışan, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’nun güvenlik meseleleri üzerine uzmanlaşmış bağımsız bir gazetecidir. Yukarıdaki röportaj Rabia Kadir ile Washington ‘daki Uygur-Amerikan Birliği’nin binasında yapılmış ve 7 Mart 2008’de eurasianet.org sitesinde yayınlanmıştır.
...
sonkuzu'nun yorumu :
Türkiye, dış politikasını dış Türkler'e bir türlü açamadı, açmadı! Şimdi Amerika'dan yardım isteyecek duruma düştüler. Dün Kosova'da düğün-bayram kutlanan bağımsızlık sonrası bayraktaki altı yıldızdan biri olan Türkler'in dili Türkçe resmi dil niteliği kazanmadı. Yarın Doğu Türkistan bağımsızlığına kavuştuğunda, ayrı düştüğümüz kardeşlerimize el uzatabilecek miyiz?
Osman Batur'lar, Türkistan mücadelesi sırasında ve sonrasında Türkiye Türkleri ile içiçe idiler. Bunda rahmetli başbuğ Türkeş'in katkısı büyüktür. Fakat halen Doğu Türkistan, "Xinjiang" olarak, Çince haliyle kaynaklara geçmekte. Tıpkı Türkistan'a, siyasette dahi, Orta Asya denmesi gibi.
Yine de dileğimiz, onların hür ve bağımsız olmaları, bu işkenceden kurtulmalarıdır. Dünyanın gözü, olimpiyatlar ve Çin'in ekonomisinden dolayı Tibet'e çevrilmişken Doğu Türkistan'ın, Uygur Türkleri'nin sesini duyulma vaktidir.
Osman Batur'un, 29 Nisan 1951'de idama giderken, son sözleri, hâlâ yüreklerdedir :
“- Ben can verebilirim. Milletim, dünya durdukça mücâdeleye devam edecektir.”
Türk'üz dedik çekip çekip vurdunuz;
Bizi vurup bizden hesap sordunuz!
Ölümden öteye köy mü kurdunuz?
Korkumuz yok, korkumuz yok sizden!
http://blogra.blogcu.com/uygur-turkleri-nin-annesi-rabia-kadir-roportaji_13446041.html
Uygur Türklerinin annesi Rabia Kadir'in, Washington merkezli çalışan, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’nun güvenlik meseleleri üzerine uzmanlaşmış bağımsız bir gazeteci olan Joshua Kucera ile 07.03.2008 tarihinde Washington'da yaptığı röportaj:
***
Joshua Kucera: Şu anda Uygurların Çin’de yüz yüze kaldığı en büyük tehlike nedir sizce?
Rabia Kadir: Varlığımızla ilgili bir tehditle yüz yüzeyiz, Çin hükümetinin siyaseti bizi bir halk olarak yok edecek. Çin hükümeti milyonlarca Çinliyi anavatanımıza göç ettiriyor. Çin yönetimi bize sözde özerklik verdi, ama buna hiç saygı duymadı ve kendi insanlarından milyonlarcasını getirdi. Şimdi anavatanımızda Uygurlardan çok Çinlileri görebilirsiniz. Çin’in yaptığı şey doğrudan etnik kimliğimize, kültürümüze ve dilimize saldırmak.
Çin hükümetinin bunu yapmaktaki nedenleri neler? Ayrılıkçılık korkusu mu, etnik şövenizm veya ırkçılık mı, ya da Xinjiang ’daki (Doğu Türkistan) petrol ve doğalgazı kontrol altına almak istemesi mi? Bu Çin yönetiminin parçası olan ultra milliyetçilik, ve Çin yönetimi Uygurları anavatanımızdaki bütün doğal kaynaklarının kendisi tarafından yağmalamasında bir tehdit olarak görüyor.
Özellikle Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, ve daha sonra NATO güçleri Afganistan’a girdiğinde, Çin hükümeti Uygurlarla daha fazla ilgilenir oldu ve yasaklamaları yoğunlaştırdı. Çin yönetiminin cesaretini kıran şey bizim hiçbir şekilde Çinli olmayışımız. Çinlilere benzemiyoruz, Çince konuşmuyoruz, her şey farklı ve bunlar Çin yönetiminin baskısını ve işgalini haklı çıkarmasını zorlaştırıyor. Beni şaşırtan şey şu oldu, Çin’in iç taraflarına gittiğimde, bu bölgelerdeki Çinliler bize karşı şövenist değillerdi. Ama anavatanımız Xinjiang ’daki (Doğu Türkistan) Çinliler çok düşman ve saldırganlar, bizden bir an önce kurtulmaya çılışıyorlar. Birçok işyeri açıkça “Uygurları istemiyoruz” diyor. Bunu şu anda açıkça söylüyorlar. Bu Uygurları bir köşeye atmak ve onları nefeslerini keserek öldürmek demek.
Joshua Kucera: Siyasi olarak Xinjiang (Doğu Türkistan) için doğru çözüm nedir? Bağımsızlığı mı yoksa Çin içerisinde daha büyük bir özerkliği mi savunuyorsunuz?
Rabia Kadir: Çin yönetimine güvenmiyoruz. Bize özerlik statüsü verildiğinde, şahane şeyler için de söz verildi. Doğal kaynaklardan biz sorumlu olmalıydık, Çinli nüfusunu arttırmamalıydılar, işler ilk önce yerel halka sonra gelen Çinlilere verilmeliydi. Bize sadece yardım etmek için geldiklerini söylediler, anavatanımızı ve kültürümüzü kalkındırmak için… Çin yönetimi özerkliği Uygurlara kanca atmak için bir tuzak olarak kullandı. Şu anda Uygurları görüyorsunuz, hiçbir şeyimiz yok.
Joshua Kucera: Uygurlar bağımsızlığa nasıl erişebilirler? Bunu barışçıl bir yolla yapabilir misiniz?
Rabia Kadir: Sadece barışçıl yöntemlerle olacak. Şu anda önceliğimiz insan hakları için mücadele vermek, kesin bağımsızlık için mücedele etmiyoruz. İnsanlarımızın konuşma hürriyetine saygı gösteriyoruz. Ne istiyorlarsa onu ifade edebilirler.
Joshua Kucera: Çin yönetiminin pasif direnişe saygı göstereceğini düşünüyor musunuz?
Rabia Kadir: Eğer Çin yönetimi saygı göstermezse, uluslar arası toplum ve diğerleri pasif direnişi tanıyacaklar. Eğer baskı kontrol edemeyeceğimiz bir noktaya gelirse, bir şeyler olabilir. Dolayısı ile bizim barışçıl çabalarımızı tanımak ve müzakere etmek Çin yönetiminin yararınadır.
Joshua Kucera: Çin yönetiminin Uygurlara karşı sıkı tedbirler almak için İslami radikalizm tehlikesini kullandığını söylediniz. Ama Xinjiang ’daki (Doğu Türkistan) Uygurlar çok dindarlar. Orda radikal İslam’ın ortaya çıkışı için bir potansiyel olduğunu düşünüyor musunuz?
Rabia Kadir: Uygurlar, dindar olanlar bile, ülkeleri için, özgürlükleri için ayağa kalkabilirler. Ama radikal İslam için değil, bu bizim kültürümüzün bir parçası değil. İnsanlar bir köşeye atıldıklarında, her türlü haktan mahrum bırakıldıklarında bu tür bir hayat insanları çılgınca şeyler yapmaya sevk edebilir.
Joshua Kucera: Eski Sovyet Orta Asya’sından Xinjiang ’a (Doğu Türkistan) gelelim, Çin’dekinden çok daha fazla kalkındıklarını fark etmemek imkansız. Uygurların Çin’in parçası olarak bazı ekonomik faydalar sağladığını düşünüyor musunuz?
Rabia Kadir: Eğer size Çinliler bize hiç bir şey getirmedi dersem, yalan söylediğimi düşüneceksiniz. Bu yüzden size “bize bazı şeyler getirdiler” diyeceğim: Bir zamanlar Uygurlar çok misafirperver insanlardı, bir yabancı için bir kuzu keserlerdi. Barışsever, musikişinas, neşeli insanlardık. Düşmanlarımız geldiğinde, misafir gibi onları hoş karşıladık. Şimdi bana Çinlilerin bize ne getirdiğini söyleyin: Çinliler bize onlara nasıl direneceğimizi öğretti. Çin yönetimi yabancılara misafirperver bir şekilde davranamazsınız fikrini getirdi. Bütün o etkileyici gökdelenleri görmeliydiniz, Çin propagandası, bütün bu yüksek binaları göster, bu zavallı, geri kalmış Uygurları biz kalkındırdıktır. Ama o binalar ve otoyollar Çinlilerin zevk almaları için yapılmıştır, Uygurlar kırıntı yiyorlar.
Joshua Kucera: Uygur kültüründe bir çöküşü tarif ediyor gibisiniz. Bu doğru mu?
Rabia Kadir: Çok sayıda Uygur’un kafası karışık; bizim için karışıklık zamanı. Korku içinde yaşıyoruz, kalplerimizdekini söyleyemiyoruz, ahlaki değerler değişti, bu yüzden bazı şeyleri aleni olarak göremiyoruz. Önceki Uygurlar değiliz. Fakirlik, baskı ve korku bizi bir köşeye attı, önümüzde ve arkamızda ne var bilmiyoruz. Tam bir karanlığın içinde yaşıyoruz. Bu herkesi bencil ve ben merkezli yapıyor, insanlar sadece kendi kişisel bekaları ile ilgileniyorlar.
Joshua Kucera: Petrol Uygurlar için bir nimet mi yoksa bela mı?
Rabia Kadir: Petrol Uygurlar için bir bela. Eğer petrole sahip olmasaydık, bu kadar çok acı çekmezdik ve Çinliler bu toprakla bu kadar ilgilenmezlerdi. Petrol bizim topraklarımızdan çıkarıldığından beri Çinli yetkililer, gelirin bir kısmını Uygur halkının eğitimi, sağlığı ve benzer şeyler için verseydi Uygurlar ve Çinliler barış içinde ayrılabilirler ve Çinliler hala petrolün bir kısmını çıkarmaya devam edebilirlerdi. Ama olay bu değil. Petrolün keşfi Çin yönetiminin aç gözlülüğünü ve Uygurlara yaptıkları baskıları arttırdı.
Joshua Kucera: Amerika Birleşik Devletleri’nden Çin’deki Uygurlara yardım etmesi için ne istiyorsunuz?
Rabia Kadir: Öncelikle ABD’nin desteğine minnettarız ve dünya çapındaki teşkilatlarımız için ABD’nin desteğinin devam ettirilmesini istiyoruz. Uygurlar Tibetlilerin komşusu, onlarla aynı acıyı çekiyoruz. Bu yüzden Amerikan Kongresi’nin Tibet Siyaseti Hareket Planı benzeri bir kanun geçirmesini umuyoruz. Amerikan hükümeti Uygur meselesini dış politika gündemine koymalı ve Çin yönetimi ile doğrudan ilgilenmeli.
Joshua Kucera: ABD’nin Çin’de bulunan Uygurlara karşı politikasında bir değişim oldu mu?
Rabia Kadir:Evet, büyük değişiklikler ve ilerlemeler kaydedildi ve biz ABD’nin çeşitli yollarla bize verdiği destekten gerçekten memnunuz. Ama daha fazla ilerleme umut ediyoruz.
Joshua Kuchera: Ne tür ilerlemeler kaydedildi?
Rabia Kadir: Bütün yıllık insan hakları raporlarında Uygurlar için büyük bir bölüm var, geçmişte ya çok az yer ayrılırdı ya da hiç bahsedilmezdi. Kongre’de de birçok oturum var. Uygur meselesi üzerine en az 6 oturuma ben şahit oldum. Çin yönetimi beni şeytan ve Dünya Uygur Kongresi’ni terörist bir organizasyon gibi göstermek için bütün gücünü kullanarak her şeyi yaparken, Başkan Bush yaptıklarıma destek verdiğini gösterdi. Laura Bush ile de tanıştım, bu benim için çok şey ifade ediyor. Görüşme Çin yönetimine ABD’nin Uygurları desteklediklerine dair güçlü bir mesaj yolladı, aynı zamanda halkımıza çok büyük umut verdi. Şimdi ABD’nin arkalarında olduğuna inanıyorlar.
Jashua Kuchera: Dünyanın ABD algısı azalıyor, ABD’ye çok yakın olarak ya da ABD’nin Çin’e karşı piyonu olarak algılanmaktan endişe duymuyor musunuz?
Rabia Kadir: Dünyadaki reytinginin ne kadar düşük olduğuna bakmaksızın Amerika ile birlikte duruyoruz, Tabi ki, Amerika ne kadar çok güvenilirliğe sahip olursa, bizim için o kadar iyi olur. Bu yüzden dualarımız Amerika’nın dünyada daha fazla saygı ve güvenilirlilik kazanması için. Amerikan hükümeti için bir piyon olduğumuza inanmıyoruz. Dünyada yetim kaldık, ve şimdi bu büyük millet yarafından evlat edinilmiş gibi hissediyoruz. İnanıyoruz ki ABD’nin dünyadaki itibarı kısa zamanda geri gelecek.
Not: Joshua Kucera Washington merkezli çalışan, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’nun güvenlik meseleleri üzerine uzmanlaşmış bağımsız bir gazetecidir. Yukarıdaki röportaj Rabia Kadir ile Washington ‘daki Uygur-Amerikan Birliği’nin binasında yapılmış ve 7 Mart 2008’de eurasianet.org sitesinde yayınlanmıştır.
...
sonkuzu'nun yorumu :
Türkiye, dış politikasını dış Türkler'e bir türlü açamadı, açmadı! Şimdi Amerika'dan yardım isteyecek duruma düştüler. Dün Kosova'da düğün-bayram kutlanan bağımsızlık sonrası bayraktaki altı yıldızdan biri olan Türkler'in dili Türkçe resmi dil niteliği kazanmadı. Yarın Doğu Türkistan bağımsızlığına kavuştuğunda, ayrı düştüğümüz kardeşlerimize el uzatabilecek miyiz?
Osman Batur'lar, Türkistan mücadelesi sırasında ve sonrasında Türkiye Türkleri ile içiçe idiler. Bunda rahmetli başbuğ Türkeş'in katkısı büyüktür. Fakat halen Doğu Türkistan, "Xinjiang" olarak, Çince haliyle kaynaklara geçmekte. Tıpkı Türkistan'a, siyasette dahi, Orta Asya denmesi gibi.
Yine de dileğimiz, onların hür ve bağımsız olmaları, bu işkenceden kurtulmalarıdır. Dünyanın gözü, olimpiyatlar ve Çin'in ekonomisinden dolayı Tibet'e çevrilmişken Doğu Türkistan'ın, Uygur Türkleri'nin sesini duyulma vaktidir.
Osman Batur'un, 29 Nisan 1951'de idama giderken, son sözleri, hâlâ yüreklerdedir :
“- Ben can verebilirim. Milletim, dünya durdukça mücâdeleye devam edecektir.”
Türk'üz dedik çekip çekip vurdunuz;
Bizi vurup bizden hesap sordunuz!
Ölümden öteye köy mü kurdunuz?
Korkumuz yok, korkumuz yok sizden!
http://blogra.blogcu.com/uygur-turkleri-nin-annesi-rabia-kadir-roportaji_13446041.html
8 Temmuz 2009 Çarşamba
Rabia Kadir Türkiye'yi şoke etti!
09 Temmuz 2009 Perşembe 09:07O Uygur Türkleri'nin annesi. Dünyanın en güçlü kadınlarından. Canlı yayında öyle bir söz etti ki tüm Türkiye şaşırdı.
Dünyanın gözü Çin'de. Şincan eyaletindeki olaylarda resmi ve resmi olmayan rakamlar yüzlerce ölü olduğunu söylüyor. Çin yönetiminin olayların çıkmasına neden olmakla suçladığı 'Uygurların Anası' Rabia Kadir, canlı yayınında konuştu. Kadir Türkiye'nin kendisini iki kez ülkeye kabul etmediğini iddia etti.Çin yönetiminin, Doğu Türkistan'daki olaylardan sorumlu tuttuğu Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabiya Kadir, NTV Anahaber'de açıklamalarda bulundu.Dünya Uygur Kurultayı Başkanı, "Doğu Türkistan'daki son durum nedir, size gelen rakamlar ne diyor?" sorusuna yanıt vermeden önce, "Her şeyden önce ben Türk halkına, Doğu Türkisatanlı kardeşlerine gösterdikleri destek ve yardım için teşekkür ederim. Yetkililere özellikle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, 20 milyon Doğu Türkistanlı adına teşekkürlerimi ve minnmettarlığımı bildirmek isterim. Bir Türk televizyonunda Uygur dilinde konuştuğum için çok mutluyum. Sizlere de bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim" ifadelerini kullandı.
"ÇİNLİLERLE BİRLİKTE YAŞANAMAZ"
Son olaylar, artık Uygurların Çinlilerle birlikte yaşamayacağını göstermiştir. Urumçi'de 5 Temmuz günü barışçıl şekilde protesto yürüyüşüne çıkan kadın, çocuk ve gençler Çin hükümeti tarafından vahşice bastırılmıştır.Çin hükümeti, Doğu Türkitas'daki olaylarda, Uygurluları suçlu gösterme yoluyla güvenlik güçlerinin vahşi tavrını örtmeye çalışıyor. Çinlilerin nefteri körüklenmiştir; Uygurlara saldırılar başladı...
DÜNYANIN EN GÜÇLÜKADINLARINDAN ÖLÜ SAYISIYLAİLGİLİ NET RAKAMLAR...
"ÖLÜ SAYISI 1000'İ AŞTI"
"ÖLÜ SAYISI 1000'İ AŞTI"
Son oalrak Urumçi'de, Çinlilerin saldırısı sonucu 4 Uygur kızının öldü haberini aldık. Henüz protesto yürüyüşü bitmeden 400 kişinin öldüğü haberini aldık. Bence tüm bunları değerlendirdiğimizde, ben ölü sayısının 1000'i aştığını düşünüyorum.
"YARALILAR ÖLÜME TERK EDİLDİ"
Çinliler bölgeye çok büyük bir silahlı güç yerleştirdiler. Protescuları bastırıyorlar ve ölenlerin çoğunluğunu Uygurlar oluşturuyor. Çin hükümeti, tutuklanan Uygurlu sayısını 1500 olarak ilan etti ancak alınan haberlere göre olaylar başka yerlere de sıçradı. Oralarda da gösteriler yapıldı, çatışmalar çıktı. Bizim dün aldığımız haberlere göre, tutuklanan kişi sayısı 5000'i geçiyor.
"ÜÇ BİN ÖLÜ ABARTLI OLMAZ"
Bence ölü sayısı yükselebilir. Çünkü yaralılar var. Bu rakam Çin hükümetine göre 800 ve bunlar ölüme terk edilmiş durumda. Ben, 2000 - 3000 ölü sayısını abartılı bulmuyorum.Banu Güven: Kendisi olayları başlatmakla suçlanıyor. Buna dair ne diyecek? Bunlar, bağımsızlık isteyen bir grup tarafından çıkarılan olaylar mıdır yoksa oradaki gerginlikten mi kaynaklanmıştır?
RABİA KADİR'DEN TÜYLERÜRPERTEN İDDİA: 8 AYLIK UYGUR BEBEKLERİANNE KARNINDAN ALINDI...
RK: Çin, Doğu Türkistan'ı işgal ettğinden beri baskıcı politika izledi. Dini, örfi, adeti baskı altına aldı. Siyasi baskı 60 yıldır devame diyor. Ekonomik baskı sürüyor.Özellikle Çin'in iç bölgelerinden Doğu Türkistan'a milyonlarca Çinli yerleştirildi. Doğu Türkistan'daki genç kadın ve kızlar, Çin'in içlerine taşınmaya başlandı. Doğum kontrol uygulaması ile 7-8 aylık bebekler bile anne karnından alındı. Vahşi bir politika yürütmüştür. İşte bu siyasat, Uygurların sabrını taşırmış ve tabi bir sonuç olarak bunlar yaşanmıştır.Yakın zamanda, Doğu Türkistan'ın tarihi şehri Kaşgar, yeniden imar bahanesiyle bozulmuş ve tahrip edilmiştir. Uygur medeniyetini yok etmeye çalışıyorlar.
"OLAYLARLA İLGİM YOK"
Bana yöneltilen suçlamaları reddediyorum. Bütün sorumlukluk Doğu Türkitanda'ki Komünist Partisi Başkanı ve Yerel Hükümet Başkanı'ndadır. Herkesin yürüyüş yapma ve protesto hakkı vardır.Tüm dünyadaki Uygurları protestı yürüyüşü yapmaya çağırıyorum. Etrafımdaki kişilerle birlikte Doğu Türkistan halkının durumunu dünya kamuoyuna anlatmaya çalışıyorum. Çiin hükümeti de benim bu faaliyetimi ve gelecek desteği yok etmeye çalışıyor.Banu Güven: Türkiye'den vize alamadığını bilgisi doğru mu? Siyasi yetkililier; Cumhurbaşkanı ya da Başbakan'la tamasa geçtiniz mi? Ya da böyle bir şey bekliyor musunuz?RK: Türk yetkililerin, özellikle sayın Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan'ın son olaylarla ilgili açıklamalarından ötürü sevinçliyim. Eskiden de destek gösterilmişti ancak son destek çok mutluluk verici. Bunu devam ettirmelerini ve Doğu Türkistan halkına sahip çıkmalarını umuyorum. Barışçıl bir çözüm bulmak, şimdiki duruma çare üretmek için Türk yetkiklerle görüşmek istiyorum. Beni kabul etmelerini ve müzakere yapmak istiyorum.
TÜRKİYE 2006-2007 YILLARINDARABİA KADİR'E SIRTINI DÖNDÜGİRİŞ İÇİN VİZE VERMEDİ...
"TÜRKİYE İKİ KEZ BENİ REDDETTİ"
Çevirmen'den: Türkiye'ye giriş talebi iki kez reddedildi. Talep 2006 ve 2007 yıllarına aitti. Ancak Türkiye Washington Büyükelçiliği vize vermedi. Gerekçe ise 'Türkiye'ye girmesi istenmeyen şahıs'tı.Banu Güven'in, Rabiya Kadir'in ağzından duymak için soruyu tekrarlaması ve ek olarak "Çin yönetimimn baskısı mı var Türkiye üzerinde?"ye, Kadir şu yanıtı verdi:RK: Elbette ki Çin hükümetinin baskısı olduğunu düşünüyorum. Ancak vize verilmemesi beni üzmedi. Türk halkının Doğu Türkistanlılara desteği devam ediyor önemli olan da budur. Seyit Tümtürk benim yardımcım ve Türkiye'de faaliyetlerde bulunuyor.Türk Büyükelçiliği'ndeki sekreter, yetkili hanım neden olarak 'Siz Türkiye'ye girmesi sakıncalı kişi olarak gösteriliyorsunuz. Onun için vize veremeyiz' dedi. Ben de ona 'Türkiye benim vatanım saylır bir gün gireceğim' dedim."
Rabiya Kadir, son olarak şunları söyledi:"Ben her şeyden önce son olaylarda Doğu Türkistan'da Türkiye'deki klardeşlerimizin bize gösterdiği destek ve yardımdan dolayı teşekkür ederim. Bizim derneklerimizin orada yaptığı gösterilere katılan tüm kardeşlerimize teşekkür ederim. Türkiye hükümetine, Uygur siyasi aktivistlerini Çin'e geri göndermediği için teşekkür ederim. Oradaki kardeşimizin vatandaşlık meselelerinin halledilmesi istiyorum. Oraya gelecek olan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin vatandaşlık işlerinin halledilmesi istiyorum."
Rabiya Kadir, programın sonunda, bir şey söylemek istediğini belirterek, "İki kelime Türkçe... Ben Türk kardeşlerimle böyle Türkçe konuştuğum için çok memnunum" dedi.
7 Temmuz 2009 Salı
Çin'in hedefi Rabia Kadir
07 Temmuz 2009 Salı 11:37Uygurlar ayaklandı. Çin katliam başlattı. Ancak halk duracak gibi görünmüyor, özgürlük istiyor. Çin sadece tek bir kadını suçluyor. İşte o süper kadın;
İNTERNETHABER /Çin'in Sincan (Doğu Türkistan) Bölgesi'nde Çinlilerle Uygurlar arasında bir çatışma yaşanıyor. Resmi rakamlara göre 200 ama gayri resmi rakamlara göre 500'ün üzerinde Uygur öldürüldü. Ancak bu olaylar bizi dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan vahşetten daha fazla ilgilendiriyor. Çünkü orada yaşayan Uygurlar soydaşlarımız; Türkler, Türkçe konuşuyorlar... Edebiyat kitaplarımızda geçen Divanü Lügati't-Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmut da oralı! Çin Uygurların ayaklanmasının ardında Rabiya Kadir'in olduğunu iddia ediyor. Peki kim bu Rabia Kadir? Nasıl bir gücü var? Ne istiyor?
UYGURLARIN ANNESİŞu anda ABD'de yaşayan Rabiya Kadir Çin'in en zengin kadınlarından birisi. Rejim karşıtı. Uygurlar'a özgürlük istiyor. Uluslararası Af Örgütü üyesi ve Müslüman Uygur kadın hakları savunucusu. "Uygurların Annesi" olarak tanınıyor. Dünyaya "Çin vatanımızı işgal etti, zorla Çince konuşturuyorlar, Uygurları yok ediyorlar" diye haykırıyor
EŞİ ESKİ BİR SİYASİ MAHKUM
Eski bir siyasi mahkum olan eşi Sıddık Ruzi'nin 1996 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçınca Çin Hükümetinin gözü onun üzerine daha fazla çevrildi. O sıralarda milletvekiliydi, dokunulmazlığı vardı ama Çin için önemli değildi.
Eski bir siyasi mahkum olan eşi Sıddık Ruzi'nin 1996 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçınca Çin Hükümetinin gözü onun üzerine daha fazla çevrildi. O sıralarda milletvekiliydi, dokunulmazlığı vardı ama Çin için önemli değildi.
EŞİNE MEKTUP YAZDI HAPSE GİRDİÇin Hükümeti sesi çok çıkan Kadir'in milletvekilliğini düşürdü 1999 yılında 8 sene hapse mahkum etti. Suçu Amerika Birleşik Devletleri'ndeki eşine gazete küpürleri göndermekti. Devlet sırlarını yabancılara ifşa etmek, bölücülük ve devlet karşıtı faaliyetlerde bulunmaktan 6 yıl hapis yattı.
NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ'NE ADAY GÖSTERİLDİ
Kadir, hapiste insan hakları mücadelesi nedeniyle birçok ödüle layık görüldü. ABD ve uluslararası baskısıyla 2005’te serbest bırakılan Kadir, 2006’da Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Daha hapisteyken de İnsan Hakları Ödülü'nün sahibi oldu.
Kadir, hapiste insan hakları mücadelesi nedeniyle birçok ödüle layık görüldü. ABD ve uluslararası baskısıyla 2005’te serbest bırakılan Kadir, 2006’da Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Daha hapisteyken de İnsan Hakları Ödülü'nün sahibi oldu.
BİLL GATES'İN EN YAKIN ARKADAŞI
Hapisten çıktığında dünyanın baskısıyla pasaport aldı ve Çin'i terk etti. Ve o günden beri Dünya Uygur Birliği adına konferanslar veriyor. Ve Bill Gates'in yakın arkadaşı olarak tanınıyor.
DÜNYANIN EN ZENGİN KADINLARINDAN BİRİTAM 11 ÇOCUK ANNESİ
TÜRKİYE VİZE BİLE VERMEMİŞ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)