21 Temmuz 2009 Salı

Tüyler ürperten iddia


Perşembe, 16 Temmuz 2009 16:04

Uygur Özerk Bölgesi'ndeki Turfan bölgesinde doğan, Turfan'da halen kardeşleri ve akrabaları bulunan Prof. Dr. Alimcan İnayet, Urumçi'de olayların çıktığı gün, Çin askerlerinin, göstericileri bir sokağa sıkıştırarak, akşam saat 21.00'de elektrikleri kestiğini ve kurşuna dizdiğini iddia etti
Urumçi'de yaşanan olayların birkaç günlük bir süreç olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. İnayet, "Bu, Çin hakimiyetinin bölgede 60 yıldır uyguladığı planlı, sistematik asimilasyon politikasının sonucudur" dedi. Prof. Dr. İnayet, olayların çıktığını tatildeyken, yakınları aracılığıyla duyduğunu anlatarak, tatilini yarıda kestiğini, olayları internet ve bölgeyle irtibat kurabilen arkadaşları aracılığıyla takip etmeye çalıştığını söyledi. Turfan'daki akrabalarına, kardeşlerine ve Urumçi'deki arkadaşlarına telefon ve internet bağlantılarının kesilmesi nedeniyle ulaşamadığını ifade eden Prof. Dr. İnayet, şunları kaydetti: "Onlarla bağlantı kurup sağlık durumlarına ilişkin haber alamı yorum. Çok merak ediyorum. Vahşice bir olay. Bu olayda Türk halkını yanımızda bulduk, bu da bizi sevindirdi. Çin yönetiminin uyguladığı sansür politikası nedeniyle olayların gerçek nedenleri ve boyutları yansıtılamıyor. Şu ana kadar dış basına yansıtılan görüntüler, orada yaşanan olayların ancak yüzde 10'unu yansıtabilir. Olay gizlenmiş durumda. Uygur-Amerikan Derneği üyelerinden bölgeye ulaşabilenler, internetteki tartışma platformunda olayları anlatıyor. Oradan aldığım bilgiye gö re, olay günü Çin askerleri, göstericileri bir sokağa sıkıştırmış ve akşam saat 21.00'de elektrikler kesilerek göstericiler kurşuna dizilmiş. Ortalık o gece temizlenmiş ve hiçbir şey olmamış gibi davranmışlar. O gece pek çok Uygur Türkü yakalanarak, bilinmeyen yerlere götürülmüş. Onların akıbeti belli değil, ne olduğu meçhul. Daha sonra Urumçi'de gösteri organize eden kadınlar da yakalanıp götürülen çocukların analarıdır." Prof. Dr. İnayet, basında görülen görüntülerin bazılarının Çin basının verdiği görüntüler olduğunu vurgulayarak "Orada bağımsız bir medya, basın özgürlüğü yok. Yabancı gazetecilerin pek çoğu bölgeden uzaklaştırılmış. Çinlilerin verdiği rakamlar doğruyu yansıtmıyor. 184 ölü deniyor ama gerçeklerin bu rakamların çok üzerinde olduğunu biliyoruz. Daha önceki olaylarda da rakamları yanlış söylemişlerdi" diye konuştu. Gerçek anlamda haber alınamadığını savunan Prof.Dr. İnayet, "Dünya kamuoyundan oradaki olayların gerçek anlamda araştırılması için bir heyet gönderilmesini ve oradaki olup bitenlerin objektif bir şekilde dünyaya yansıtılması için girişimde bulunulmasını talep ettiklerini" belirtti. Prof. Dr. İnayet, Çin Komünist Partisi'nin Urumçi İl Başkanı nın "yakalananların idam edileceği" şeklinde açıklaması olduğunu hatırlatarak, "Bu ise Çin'de hukukun olmadığını gösterir. Bu hakim, yargı, savcı değil, ama insanları idam etme yetkisi var. Yani Çin'de hukuk yok. Hukukun olmadığı yerde bu tür olaylar patlak verebilir. Yakalananlar evrensel hukuk kurallarına göre yargılanmalı" diye konuştu. Olayların tekrar yaşanmaması için ne yapılması gerektiğinin düşünülmesi gerektiğini ifade eden Prof.Dr. İnayet, şöyle devam etti: "Olayların tekrar yaşanmaması için Çin yönetimi Doğu Türkistan Uygur halkını asimile etme politikasından derhal vazgeçmelidir. Bunun göstergesi olarak bölgede bozulan nüfus dengesini düzeltmeli, Uygurlara kendi vatanında insanca yaşama hakkı tanımalıdır. Bir de Çin Anayasası'nın verdiği, özerklik, hak ve yetkiler tam olarak uygulamaya konulmalıdır. Bu olmadığı takdirde iki toplumun bundan sonra bir arada yaşama şansı bitmiştir. Bu olay en ufak nedenle tekrar patlak verebilir. Bir an evvel Çin yönetimi radikal kararlar almalı." Pekin Millet Üniversitesi'nde okuduğunu, Çin'de azınlıkların işlerine bakan bakanlık düzeyindeki Milli İşler Komitesinde görev aldığını anlatan Prof. Dr. İnayet, Türkiye'ye yerleşmesinin nedenini şu sözlerle anlattı: "Burada kaldım çünkü burada daha özgür araştırma yapabilme imkanı buldum. Oradaki araştırmalarda bilim sahasında pek çok engel var. Bilim adamları özgür değil. Bilimsel çalışmalar da Çin yönetiminin, Komünist Partisi'nin ideolojisini yansıtmak durumdaydık. Her şey, tüm bilimsel çalışmalar yanlıdır. Mesela Uygurlara 'Türk' demek yasak. Sincan'a 'Doğu Türkistan' demek yasak. Ama bilimsel çalışmalarda bunlar kullanılması gereken kelimelerdi. Böyle bir baskıdan, özgür olamamaktan dolayı Türkiye'de kalmayı tercih ettim."

Çin polisinin, 2 Uygur'un ölümünü gösteren görüntüleri soru işaretlerine neden oldu

İSTANBUL (CİHAN) - Çinli güvenlik güçlerinin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin merkezi Urumçi'de 13 Temmuz günü 2 Uygur'un ölümüyle ilgili yayımladığı görüntüler tartışma konusu oldu. Dehşet verici görüntüler, "Bu olay, bir Çin provokasyonu mu?" sorusunu akıllara getiriyor.
Sincan Uygur Özerk Bölgesi hükümeti tarafından cumartesi günü basına verilen görüntülerde, 2 Uygur'un büyük bir çantayla, 5 Temmuz'daki şiddet olaylarının yaşandığı yerlerden Jiefangnanlu Caddesi’ndeki Ak Cami'ye, yerel saatle 14.35'te girdikleri görülüyor.
Güvenlik kamerasına takılan anlarda, Uygurlardan biri ayağa kalkarak getirdikleri çantanın içinden bir madde çıkarıyor ve camidekilerin getirdikleri kesici aletleri alarak kendilerine katılmasını istiyor. Cemaatten bazıları buna itiraz ediyor ve 3 Uygur'un dışarı çıkmasını talep ediyor. O anda söz konusu 3 Uygur, getirdikleri çantanın içinden döner bıçakları çıkarıyor ve kalabalıkla beraber dışarı çıkıyorlar.
Görüntülerde, 3 Uygur'un ellerindeki bıçaklarla tekbir getirerek caminin dışındaki caddeye çıktığı ve kalabalığın da korkudan kaçıştığı yer alıyor. Dışarıdaki silahlı askerler de hemen kargaşanın olduğu yere yaklaşıyor. Üç Uygur ellerindeki kesici aletlerle bariyerleri atlayarak polis ve askerlerin üzerine doğru koşuyor.
Önden giden Uygur açılan ateş sonucu önce yere düşüyor, kalkıyor ve tekrar koşarken açılan diğer ateşle yere yığılıyor. Arkadan gelen diğer Uygur da düşen arkadaşının önünden geçerek polis ve askerlere doğru koşuyor. Aldığı kurşunlarla yaralanan ve yere düşen bu Uygur da arkadaşı gibi olay yerinde hayatını kaybediyor.
Daha sonra polis, olayda yaralanan diğer Uygur'u hastaneye kaldırıyor. Olayın hemen ardından camiye giden polis, ölen Uygurların getirdikleri çantada 20 adet döner bıçağı buluyor.
SALDIRGAN 3 UYGUR'A İLAÇ MI VERİLDİ?
Olaydaki bazı noktalar, akıllarda soru işaretleri bırakacak nitelikte. Görüntülerde polislerin caminin kapısında durdukları görülüyor. 5 Temmuz'daki şiddet olaylarının ardından Çin polisi ve askeri, özellikle Ak Cami'nin olduğu yerde çok sıkı güvenlik önlemleri almıştı.
Öldürülen Uygurların, camiye girerken iki kişinin taşıyabildiği büyük çantayı, nasıl herhangi bir kontrolden geçmeden camiye soktuları merak konusu.
Çin polisi, otel, lokanta ve diğer alışveriş merkezleri önünde, bu tür çantaları muhakkak kontrol ediyor. Ayrıca bu 3 Uygur, neden camiye girer girmez hemen çantadakileri çıkarıp cemaati galeyana getirmek istiyor? Ayrıca Uygurlar, camiden çıkar çıkmaz trafiğe kapalı caddedeki silahlı askerlerin üzerine, şuursuzca, sanki öleceklerini bile bile koşuyor. Bu da, saldırganlara, olayı gerçekleştirmeden önce uyuşturucu ilaç verilmiş olabileceği fikrini akıllara getiriyor.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Gözaltına alınan Uygurlar, bir daha geri dönmüyor

OSMAN EROL'UN/URUMÇİ (CİHAN) - Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin merkezi Urumçi'de 5 Temmuz'da patlak veren Han-Uygur çatışmasının ardından kentte durum kontrol altına alındı. Ancak Uygur Türklerinin gergin bekleyişi sürüyor. Çinli haber kaynaklarının gerçekleri manipüle ettiğini belirten Uygurlar, en çok güvenlik güçlerinin gençleri tutuklamasından korkuyor. Çünkü götürülen Uygur, bir daha geri dönmüyor.
Resmi rakamlara göre, en az 197 kişinin öldüğü olaylarla ilgili Uygurlarda korku ve endişe hakim.
Sokaklardan Çince ve Uygurca anonslar yükseliyor. Askerlerin yaptığı bu anonslarda, Pekin'in olayların arkasındaki isim olarak gösterdiği Rabia Kadir aleyhine sesler yükseliyor. Duvarlara asılan afişlerde, Çin yönetiminin 'üç kötülük' olarak nitelendirdiği, terörizm, ayrılıkçılık ve aşırı uçlarla mücadele etmek gerektiği belirtiliyor. Söz konusu afişlerdeki "Üç Kötülükle Mücadele Edelim", "Vatanın Birliğini Koruyalım" ve "Etnik Gruplar Arasında Dayanışmayı Koruyalım" yazıları dikkat çekiyor. Camilerin duvarlarına da bu afişler asılmış.
Uygur Türklerinin çocukları, kanlı olayları unutmuşçasına sokaklarda oyun oynuyorlar. Hayat normale dönmeye başlıyor burada. Tek endişe, polis ve askerlerin her an gelip, birilerini götürmesi. Uygur Türklerinin bilmek istediği bir başka durum da askerler tarafından götürülen binlerce gencin akıbetini öğrenmek. Söylediklerine göre gidenler bir daha geri gelmiyor. Akıbetleri de meçhul.
Yaralarını sarmaya çalışan Uygur Türkleri, Çin medyasında hep Uygurların verdiği zararlar ile öldürülen Han Çinlilerinin gösterilmesinden yakınıyor. İsimlerinin yayımlanmasını istemeyen Uygurlar, CİHAN'a verdiklerindeki demeçlerde, "Asıl zayiat bizde. Binlercesi öldü bizden. Askerler taradı evlerimizi. Kalabalığa ateş açtılar. Neden bizlere verilen zarar ve öldürdükleri Uygurlarla ilgili en ufak bir haber yapılmıyor medyada? Sürekli Rabia Kadir yaptı diyorlar. Bu olayları Kadir organize etseydi, saldırılar taş ve bıçakla olmazdı. Bomba ve silahlarla olurdu. Zayiat da daha fazla olurdu. Bu olaylar, Çin'in bize yıllardır yaptığı kötü uygulamalarının dışa vurmasıdır. İnsanlar öfkelerini yansıttı." diyorlar.
Urumçi'deki taksi şoförlüğü yapan bir Han Çinlisi de, "Olaylar nasıl oldu, Uygurlara nasıl bakıyorsunuz?" şeklindeki sorumuza, "Ben de anlayamadım nasıl oldu. Eskiden burada yerleşmiş Hanlarla Uygurlar arasında sorun yoktu. Tepki, yeni gelenlere..." şeklinde yanıt veriyor.
"ÇİN LİDERLERİ OLANLARI BİLİYORLAR MI?"
Urumçi sakinlerinden bir Uygur, "Bizim Çinlilerle bir sorunumuz yok. Sorunumuz halkla değil, bize uygulanan kötü politikalarla" diyor. Başına bir iş gelir korkusuyla kameraya konuşmak ve kayıt altına alınmak istemiyor.
Bir başka Uygur da, "Başbakanımız Wen Jiabao, acaba burada yaşananları biliyor mu? Devlet Başkanımız Hu Jintao'nun, gerçekten burada olup bitenlerden haberi var mı? Biz onlara güveniyoruz. Gelip bizleri görüp, yaşadıklarımızı dinleyebilecekler mi acaba? Sincan'ın Komünist Parti Sekreteri Wang Le Quan'in bizlere yaptıklarını keşke bilselerdi" diye seslerini duyurmaya çalışıyor.
Caddelerde ilerlerken, olayların başladığı Nanmen bölgesine geliyoruz. Trafiğe kapalı bu cadde de eski günlerini arıyor. 3 Uygur'un, Çin polisinin açtığı ateş sonucu öldüğü Ak Cami'ye geliyoruz. Bu cami açık tutuluyor. Her yerinde güvenlik kameraları var. Havadan askeri helikopterler geçiyor. Caddenin hemen her yerinde bulunan silahlı askerler, uzaktan bile olsa kameramızı görünce "Askerleri çekmeyin!" uyarısını yapıyor. Şehrin her yerinde olduğu gibi, caminin yanındaki duvarlarda da Wang Lequan'in olaylarla ilgili yaptığı televizyon konuşmasının gazete sayfalarında Çince ve Uygurca nüshaları asılmış.
Bu caddedeki elbise pazarına varıyoruz. İçeri girdiğimizde, her şeyden habersiz uyuyan bir Uygur bebeği takılıyor objektifimize. "İşler nasıl?" diye sorduğumuzda esnafın cevabı, "Nasıl olsun ki? 7 Temmuz'da askerler burayı bastı. Herkesin kollarını bağlayarak karakola götürdü. Hiçbir şey sormadan bizleri dövdüler. 24 saat sonra da bizi bıraktılar" oluyor. Devriye gezen polis grupları, özellikle Hanların yaşadıkları yerlerde gördükleri Uygurları durdurup kimliklerine bakıyor.

Doğu Türkistan olayları ve Uygurların var olma mücadelesi-1

oyaakgonenc2000@yahoo.com Perşembe, 16.07.2009 -

Doğu Türkistan'da olaylar fırtına gibi gelişip, dünya gündemine yıldırım gibi düştü. Meydana gelen tepkiler çok karışık ve farklı oldu. Durum hala ciddiyetini sürdürmekte, olayların üzerinden bir haftadan fazla zaman geçmesine rağmen Uygurlar sokak ortasında yürürken veya bisikletle işine giderken vurulup öldürülmekte... Bütün bunlara rağmen dünyadan yükselen tepkiler son derece cılız kalmakya devam ediyor. Daha da fenası, medyayı kontrol eden Çin, öldürülenlerin Han Çinlileri olduğunu dünyaya bildirmekte ve olayların tüm yükünü Uygur Müslümanlarının üstüne yıkmaktadır.
Olayları anlamak için bir kaç değişik açıdan tahlil etmek gerekmektedir.
Olayların panaromik tespiti:
Doğu Türkistan Türkleri kendi vatanlarında, yıllardır büyük bir baskı rejimi altında yaşamakta olup Doğu Türkistan topraklarına sistemli bir şekilde "Han Çinlileri" yerleştirilmektedir. Yeni gelenler kendilerini üstün görüp, en iyi işleri elde etmekte, bölgedeki ekonomik kalkınmadan en çok Han Çinlileri pay almaktadır. Uygurlar kendi ana yurtlarında ikinci ve hatta üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görmektedirler. Adeta yıllar öncesi Güney Afrika'ya Avrupa'lı beyazların gelerek, tüm kaynakları ele geçirmeleri ve toprakların sahibi haline gelmeleri gibi.
Son olaylarda da bir sivil protesto hareketi olarak başlayan hadiselerde Han Çinlileri ellerindeki iri sopalarla Uygurları linç etmiş ve olayları bastırmaya gelen Çin askerleri de kaçan Uygurları vurup, öldürmüştür. Dahası evlere "kimlik kontrolü" yapma bahanesi ile giren Çin polisi, evdekilerin boğazlarını kesip, öyle dışarı çıkmışlardır.
Çin devleti için asıl mesele, toplum düzeni, insan hakları veya demokratik ifade falan olmayıp, Çin devletinin, "mutlak devlet otoritesini en sert şekliyle ihdas etmek" olmuştur. Gözaltına alınanların geleceği veya nerede oldukları belli olmayıp, Çin hükümeti "olaylara sebep olanları idam edeceğini" ilan etmiştir. Son yıllarda hazırlanan Çin anayasasında "bölgesel şovenizm" yasaklanmış olup, şiddetle cezalandırılacağı belirtilmiştir. Yani diğer bir deyimle kimsenin milli kimliğini öne çıkartma hakkı yoktur. Ne var ki bunu Han Çinlileri yaptığında, bunun adı, "büyük Çin milleti adına " bir hareket olmakta, ama ezilmeye ve haksızlığa karşı ayaklanan Uygur Türkleri veya başka gruplar olursa, adı, "bölücü şovenizm" olmaktadır.
Kısacası Çin, son 25-30 yıldır, Batı'ya ve dünyaya ekonomik olarak açılıp, son derece ucuz mallarla dünya piyasalarından büyük sermayeler toplarken, yüzü güller açan "Çin bebekleri" gibi şirin hareket etmiş ama içeride "demir bir yumrukla" idare ettiği gruplardan herhangi bir "demokrasi ve insan hakları" talebi geldiğinde derhal "korkunç yüzlü ve yırtıcı güçlü dragon-canavar" haline gelmiştir.
Çin'in yeni düzeni, kapitalist kıyafet içinde, hırçın ve katı bir komünist kişiliğin ifadesi olmuştur. Veya bir başka anlatışla, çok eskilerden beri Çin'de mevcut olan ezici "sömürgecilik" alışkanlığının ve eski "Çin Kapitalizm"inin acımasız sömürüsünün yeni şartlar ve metodlarla tekrar su yüzüne çıkması diye de tarif edilebilir.
Bir de Doğu Türkistan'a bakmak gerekir. Burası çok büyük bir ülkenin ikiye bölünmüş şeklidir. Batı Türkistan, uzun yıllar Rus hâkimiyetinde kalmış ve daha sonra daha çok Rusya'dan etkilenen bağımsız bir ülke olmuştur. Doğu Türkistan ise Çin hegemonyası altına düşmüştür.
Doğu Türkistan sadece 20. yüzyılın başından beri en az dört-beş defa bağımsızlık mücadelesi vermiş ve hürriyetleri için ölümü göze almıştır. Sonunda Çin tarafından Özerk Uygur bölgesi olarak tanınmış bulunmaktadır.
Çinliler bu yöreye "Sincan" adını yani Çince: "kazanılmış yeni topraklar" anlamına gelen bir ad vermişler ve bu tabirin ifade ettiği anlamda, kazanılan bu "yeni topraklara" Çinlileri yerleştirmeye başlamışlardır. Doğu Türkistan 1,680,001 Km2 alandır. Yani yaklaşık Türkiye'nin iki katı bir alan.
1920'larda 35 milyon kadar olan Uygur Türkleri, şu anda orada mevcut bulunan 21.3 milyon insan içinde sadece 8 veya 8,5 milyon kalmışlardır. İç göçle getirilen Han Çinlileri ise 7 miyon'u bulmuştur. İlaveten 1,5 milyon Kazak ve 16 değişik milletten azınlık, bu topraklara yerleştirilmiştir. Uygurlar bugün nüfusun sadece yüzde 45'ini oluşturmaktadırlar.
Anayasa'da "özerk bölge" denmesine rağmen ve her türlü haklara sahip görünmelerine rağmen uygulamalar bunların tam tersi istikamette ilerlemektedir. Din baskısı vardır. Camilere gidiş kısıtlı ve kontrollüdür. 18 yaşına kadar Kur'an öğrenmek yasaklanmıştır. Birkaç yıl önce kadir gecesi bir evde kendi aralarında Kur'an okuyan kadınlara baskın yapılmış, ikisi öldürülmüş, diğerleri cezalandırılmış ve bu olay , "rejime karşı bir toplantı" olarak polis kayıtlarına geçmiştir.
Çin hiçbir şekilde Türkiye'nin oralarda etkili olmasını veya oradaki olaylara karışmasını arzu etmemekte ve buna karşı çıkmaktadır. Son olaylarda da Türkiye tarafından ifade edilen, "ülkede bir an önce sükûnet ve adaletin gerçekleşmesi arzu ve temennisi" çarpıtılarak, "Türkiye, Uygurlara düzeni bozmaktan vazgeçin" dedi şeklinde yansıtılarak, oradaki Uygur Türk ve Müslümanlarının tüm ümit ve gayretlerini kırma yoluna gidilmiştir.
Doğu Türkistan'ın jeo-stratejik önemi:
Tiyen Şan ve Pamir Dağları arkasında ve Gobi Çölü'nün bir kenarında var olan bu geniş topraklar, inanılmaz zenginlikleri bağrında barındırmaktadır. Burada zengin petrol ve doğal gaz yatakları mevcuttur. Burada yine uranyum madeni ve diğer önemli madenler de bulunmaktadır. Bu kadar zenginlik üstünde oturan insan sayısı ne yazık ki kocaman bir devin inanılmaz iştahı karşısında durabilecek kadar çok değildir. Sayı zaten az iken, göç politikaları, ölüm programları ve sürgünler yolu ile daha da azaltılmıştır.
Doğu Türkistan adeta dünyaya açılan bir ana giriş-çıkış kapısı gibidir. Sadece sınırı olan komşularını saymak bir fikir vermeye yeter. Komşuları Pakistan, Afganistan, Keşmir, Kırgızistan, Kazakistan, Rusya, Moğolistan ve içindeki Nepal. Bir bakıma Çin'in en uzak, en Kuzey Batı köşesidir. Eski ticaret kervan yollarının başlangıç noktasıdır. Bugün de orada inanılmaz modern merkezler kurulmuş olup, enerji kaynaklı ticaretin beyni gibi işlemektedir. İşte böyle bir yerde, oranın ana sahipleri istenmemektedir.
Bu kadar gelişmenin olduğu yerde Uygur Türkleri'nin bir kısmı işsiz kalmaktadır. İş bulmak bahanesi ile alınıp, Çin'in diğer uzak köşelerindeki fabrikalara gönderilmektedirler. Gönderilenlerin çoğu kadın ve kızlardır. Böylece aile parçalanmaktadır. Gönderildikleri yerlerde 12 saatlik vardiyalarla adeta köle gibi çalıştırılan Uygur kız ve kadınları çok daha düşük bir ücret almakta ve hatta kazançları kendilerine verilmeyip, bölgedeki resmi yetkililer eliyle ailesine gönderilmektedir. Kızların pekçoğu, bulundukları yerlerdeki erkeklerle evlenmeye mecbur bırakımakta ve birden fazla çocuk yapmalarına izin verilmemektedir.
Diğer taraftan Han Çinlileri çocuk yapma tercihlerini "erkek evlat" edinme yönünde kullanmakta ve ortaya çok daha agresif, daha çok erkek-egemen bir Han toplumu çıkmaktadır. Son olaylar bile bir dedikodu ve bir yalanla başlamıştır. İki Uygur Türkü'nün bir Çinli kıza tecavüzü yalanı ortaya atılmıştır. Bizzat hükümet bunun böyle olmadığını ilan etmesine rağmen, Han Çinlileri "intikam tugayları" ile harekete geçmişlerdir.
Doğu Türkistan'ın kültür merkezleri, aşina isimlerden meydana gelmektedir: Kaşgar, Hotan, Tufan, Yarkand, Gülce, Kumul, Aksu ve Altay. Bunları hafızalara kazımak gerekir, çünkü Çin bunların hepsini yeni Çin isimleri ile değiştirmiştir. Çocukların eski tarihlerini öğrenme şansları da pek yoktur zira böyle bir tutum, "şovenizm" olarak nitelendirilmektedir. Yeni nesiller zaman içinde "geçmişlerini, kimliklerini unutarak ve tamamen Çin kültürü içinde eriyip kaybolarak yetiştirilmeye" çalışılmaktadır. İşte Uygurların mücadele verdiği en büyük konu da budur. KİMLİK VE VAR OLMA savaşı.
Tepkiler ve Sebepler:
Doğu Türkistan'da gerçekleşen olaylar asimetrik bir mücadelenin en canlı örneği. Bir tarafta koskoca bir Çin Komünist Halk Cumhuriyeti, diğer tarafta ona karşı Çin'in en uzak Kuzey Batı bölgesindeki bir avuç "DoğuTürkistanlı"nın "özerklik" mücadelesi.
Hemen belirtilmelidir ki, Uygurların çoğunluğu bağımsızlık iddiasında değillerdir. Bunun olamayacağını bilecek kadar gerçekçidirler. Uygurların isteği ve talebi, kendi yurtlarında daha çok söz sahibi olmak, o yurdun yeraltı ve yer üstü zenginliklerinden daha çok pay almak ve herkes kadar iyi yaşamaktır.
Doğu Türkistanlılar kendi insanlarının, kendi yurtlarında iş bulmasını, kız ve kadınlarının uzak bölgelere gönderilmemesi ve bu ekonomik kalkınma sürecinde ana yurtlarına, dışardan gelen grupların kendilerinden daha hâkim ve üstün bir sınıf meydana getirmesini istememektedirler.
Kendi dinlerini ve kültürlerini her zamanki gibi yaşayabilmek, Uygur benliğini yaşatmak istemektedirler.
Olayların karşısında dünya devletlerinin ve milletlerinin tepkisi gözden geçirilmeye değer.
a- Büyük devletler ve özellikle Batılı ülkeler:
Her fırsatta "insan hakları", hak ve hukuk üstünlüğü" iddiası ile ortaya çıkan bu ülkelerin hiç bir tanesi dikkat edilecek bir tepki ortaya koymamıştır. Bunun nedeni daha çok ekonomik ve siyasidir. Artık Çin bir dünya ekonomik devidir. Muazzam bir nüfusa ve etkileyici bir kalkınma hızına sahiptir. Bir nükleer güçtür. Ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesidir. Yani veto hakkına sahiptir.
Ne ABD ve ne de Rusya Federasyonu şu sıralarda Çin'i karşılarına almayı düşünmemektedirler. Her ikisi de Çin'le iyi geçinme politikası içindedirler.
Asya'da Japonya veya Endonezya ve Malezya gibi ülkelerle Çin'in bir çekişmesi yoktur. Pek çoğunda Çinli nüfus büyük azınlıklar halinde bulunmakta ve onların ekonomisine büyük katkılarda bulunmaktadır. Kendi ülkelerinde pek çok sayıda faal azınlık grupları olan bu devletler, Çin'le uğraşmak istememektedirler.
b- Asya komşuları:
Pakistan ses çıkartamamaktadır. Pakistan ve Çin arasında stratejik ortaklık mevcuttur. Kaldı ki şu günlerde, ABD bir taraftan Swat vadisini vururken, diğer taraftan Rusya ve Hindistan'la işbirliği içine girerken, ekonomik olarak, yatırım ve altyapı inşaatları ile Pakistan'a yardım eden tek ülke Çin'dir. Kırgızistan ve diğer orta Asya Türk Cumhuriyetleri zayıf ve korumasızdır. Yeraltı zenginlikleri çok ama nüfusları azdır. Dolayısı ile Çin'e karşı taraf tutacak durumda değildirler.
c- Diğer Ülkeler:
Diğer Arap ülkelerinin pek çoğu Çin'le büyük ticaret ilişkisi içindedir. Hemen yanlarındaki Filistinlilere yardımcı olamıyorlar. Mısır, zaten Gazze'de süre giden abluka olayına yardımcı olmaktadır.
İslam Konferansı Örgütü bu konuda öne çıkabilecek tek kuruluştur. Onun da telkinleri sadece insan hakları, yaşam hakkının korunması, demokrasinin gelişmesine izin verilmesi gibi konularda uzlaşmacı bir yaklaşımla mümkün olabilir.
Çin gücünün farkındadır. Çin, etrafındaki herkesle başa çıkabilecek durumda olduğunu da bilmektedir. Girdiğimiz yüzyılın Asya yılı olacağını çok iyi bilen Çin, oradaki avantajlarından tekini bile feda etmeye niyetli değildir. Bugünkü şartlar altında Çin'in bileğini bükecek veya ona dur diyebilecek ve de böyle bir çatışmayı isteyecek bir gücün mevcut olmadığını da tartabilmektedir.
Bugün Çin tekrar eski emperyal tutumuna bürünmüş olup, komünist rejimin getirdiği katılık ve sertlik içinde hedefine doğru ilerlemektedir.
d- Türkiye'nin tutumu:
"Mazlumun " yanında yer almış tarihi bir misyonun mirasçısı olarak Türkiye haklı olarak Uygurların katliamına sert bir tepki göstermiş bulunmaktadır. Bu ölen, ezilen ve baskı altında işkence ve eziyet gören kendi insanlarımız, soydaşlarımız ve dindaşlarımızdır.
Türkiye haksızlık ve zulme karşı sesini yükseltmeyi bilmiştir. Nitekim Saadet Partisi tarafından organize edilen 12 Temmuz 2009 Çağlayan Mitingi de bunun en güzel örneği olmuştur. Orada partili ve partili olmayan ama tüm Türkiye'nin çeşitli kesimlerini temsil eden gruplar bulunmuş ve haksızlık karşısında yekvucut hissiyatlarını belirtmişlerdir.
Türkiye'nin de bazı açmazları mevcuttur. Mesela, daha çok kısa bir süre önce Türkiye Cumhurbaşkanı Çin'i ziyaret etmiş ve iki ülke arasında yeni anlaşmalar yapılmıştır. Bu yapılan 19 önemli anlaşma ile Çin, 230 milyon dolarlık Türk malını almayı taahhüt etmiştir.
Çin'den ucuz mal getirerek geçimini temin eden ve bunlardan yararlanan büyük bir kesim de mevcuttur. Şimdi bu öfke dalgası içinde büyük bir "Çin malı boykotu" yapıldığı takdirde kimlerin zarar göreceği de doğru hesap edilmelidir. Çin'in 2009 yılı dünya ticaret hacmi 2.6 trilyon dolar meblağındadır. Aynı dönem içinde Türkiye ile olan ticareti ise 13 Milyar dolar tutarındadır. Herkes bu boykota katılsa bile, bunun Çin üstündeki etkisi ne olabilir, bu düşünülmeye değer. Bugün, IMF bile kısa dönem için Çin'den borç almış bulunmaktadır.
O halde varılan nokta maalesef tamamen küreselleşen ve kapital düzenin hâkim olduğu günümüzün dünyasında, Çin gibi bir ülkeye kolay, kolay bir şey yapılamayacağı ve onun da bundan pek etkilenmeyeceği hususudur. Sadece, İtalya'da yapılan G-8 veya zengin ülkeler toplantısında sergilenen fütursuzluk, ve Çin'e tek söz söylememe durumu, olayı anlatmaya yeter.
Nükleer denemelerini de Doğu Türkistan'da gerçekleştiren ve oradaki insanların sağlığı ve genetik yapısı ile ölümcül şekilde oynayan Çin'e yine kimse bir şey söylememektedir. İran için sürekli plan ve gürültü çıkartanların Çin için benzeri bir eylem girişimi henüz vaki olmamıştır.
İşin içine bir de 1998-99 arasında imzalanan Duşanbe Deklarasyonu olayı da girmektedir. Bu da işin hukuki yönünü izah etmektedir. Çin bu deklarasyona imza atmadan önce, şöyle bir maddenin yazılmasında ısrarcı olmuştur:" Çin'in mevcut sınırlarının tanınmalı ve Sincan bölgesi dahil ( Çince Kazanılmış, fethedilmiş topraklar demektir) iç işlerine karışılmayacağına dair taahüdün verilmelidir. Bu madde eklenmiştir. (Bu, Çin için yeni bir uygulama değildi)
Bunun üzerine Rusya da benzer bir madde ile Çeçenistan işini garantiye almıştır. Böylece her iki Asya gücü de en az Güvenlik Konseyi'nde herhangi bir müdahale girişimine karşı iki oyu garantilemişlerdir. Bunu diğer ülkelere kabul ettirmişlerdir çünkü bu durum diğerlerinin de işine gelmiştir.
Daha sonra, 1999 yılında Ecevit'in Moskova ziyareti sırasında imzalanan "Teröre karşı mücadele anlaşması" içine bu deklerasyon maddeleri yerleştirilmiştir.
Şimdi, bir çok kişinin merak ettiği ve acaba "Çeçenlere neden daha çok yardım etmiyoruz?" veya "Uygur Türkleri için neden daha büyük bir mücadele yürütmüyoruz?" ve de onlara "neden kolay vize vermiyoruz?" suallerinin pek de konuşulmayan hukuki yapıları ve gizli cevapları ortaya çıkmaktadır.
Sonuç:
Durum ve güçlükler veya engeller ne olursa olsun, dünya bu kadar gaddarlığa ve haksızlığa sessiz kalmamalıdır. Dünya kalsa bile, biz kalmamalıyız ve vicdanımızın sesine göre akıl çerçevesinde birşeyler yapmalıyız.
Çin'e karşı yürütülebilecek en etkili politika "kapalı veya gürültüsüz diplomasi" yolu ile yapılmalıdır. Kapalı diplomasi, daha çok evrensel değerler üstünde durarak yapılan vurgu ve talepler daha iyi dinleyici bulur ve daha etkili olabilir.
Türkiye, Uygurlar için yaptığı Çağlayan Mitingi'nde toplumun sesini yansıtmış ve kamu vicdanını konuşturmuştur. On bir maddelik bir eylem planı ortaya konmuştur. Bu önemlidir. Halkların ne düşündüğü ve ne hissettiği de bilinmelidir. Bunun yanı sıra çeşitli baroların, meslek odalarının, spor klüplerinin, tcaret odalarının, sivil toplum kuruluşlarının göstermiş olduğu tepkiler de fevkalade önemlidir.
Türkiye'nin yanı sıra İran'da da birçok dini otorite böylesine mezalime karşı sessiz kalınmaması hususunda çağrı yapmışlardır.
İslam Konferansı Örgütü genel sekreterliği bir bildiri yayımlayarak itidal, insan haklarına saygı ve demokrasi konularında Çin'i daha hassas olmaya davet etmiştir.
Bütün bunlar devam etmeli ve dostluk bağları koparılmadan, dostluk çerçevesi içinde yardımcı olmak konusunda her fırsat değerlendirilmelidir. Bu iş tehditten ziyade ikna yolu ile halledilebilecek bir durumdur.
Aslında Doğu Türkistan olayı dünyanın içinde bulunduğu "küreselleşme" sürecinde karşılaşacağımız a-simetrik mücadelelerden sadece bir tanesidir. Önümüzdeki yıllarda bunların artmasına ve Asya sahnesinde diplomasinin çok daha farklı uygulandığını görmeye hazır olmalıyız.
Asya ülkelerindeki gelişmeler, zaman içinde olumlu etkiler meydana getirebilir. Yine güçlü ve zengin bir Çin zamanla hem komşularına karşı hem de içindeki azınlıklara karşı, daha ılımlı ve destekleyici bir gelişim gösterebilir. Konjonktürel gelişmeler zaman içinde kendi dengesini oluşturacaktır.
http://www2.timeturk.com/yazardetay.asp?Newsid=14412

Çin'in ikilemi, Uygurların dramı


Bülent Aras-Sabah-20.7.2009

Hey, fakir Uygur, uyan, uykun yeter, Sende mal yok, şimdi giderse can gider.1933'te isyan hazırlığı suçu ile Çin askerleri tarafından idam edilen Uygur şairi Abdulhalık Uygur halkına bu dizelerle sesleniyor. Aradan geçen 80 yıla yakın zaman Doğu Türkistan'da bir şey değiştirmedi. Çin mümkün olan en sert tedbirlerle acımasız şekilde terör ve ayrılıkçılıkla mücadele ettiğini öne sürmekte. Uygurlar ise yaşam mücadelesi vermekteler. Çin'de resmen kabul edilmiş 55 etnik grup var. Nüfusun yüzde 8.5'ini oluşturuyorlar. Yüzde 90 oranında sınır bölgelerinde yaşıyorlar. Çin'de Han Çinlileri merkezli Çin milliyetçiliği ve aynı etnik grup merkezli devlet söylemi bu etnik çeşitlilikle sağlıklı bir ilişki kurmada başarılı değil. Çin yönetiminin azınlıklar politikasında en fazla zorlandığı konu Uygurlar. Uygurların problem olarak algılanmasının çeşitli sebepleri var. Uygurlar nüfus çoğunluğuna sahip olmamalarına rağmen, Sincan'ın dominant topluluğu ve bu idari yapıda bir arada yaşıyorlar. Nüfusun ezici çoğunluğu Müslümanlardan oluşuyor. Orta Asya'daki komşu ülkelerde yerleşik Uygur topluluklar var. Uygurlar bağımsızlık arayışları ile dolu bir tarihe sahipler. Çin yönetimi Uygurların direnişini radikal İslam, az gelişmişlik ve uluslararası terör ile ilişkilendirerek ulusal birliğe ciddi bir tehdit olarak sunuyor. Uygurların ancak yardım edilerek düzeltilecek bir durumda olduklarını söyleyen bir doğu oryantalizmi ile karşı karşıyayız. Dönemin Sincan Parti Sekreteri Wang Lequan 2002'de Uygur dilinin bilim ve teknoloji eğitimine izin vermeyen ilkel bir dil olduğunu, Uygur gençlerin Han Çinlileri karşısında dezavantajlı konuma düşmemeleri için Çince öğrettiklerini söyleyerek yukarıdan bakışı ortaya koydu. Çin, kalkınma planı bahanesiyle Sincan'a Han Çinlilerinin göçünü teşvik ediyor. Bu bölgeye yapılan yatırımlar göçü kolaylaştırıcı ve göç edenleri ekonomik anlamda kayırıcı bir nitelik taşıyor. Uygurların kendilerini dini ve kültürel açıdan ifade etmesi zorlaştırılıyor. Uygur diline konulan yasaklarla birlikte bu tedbirler Uygur kimliğini ortadan kaldırmayı hedefliyor. Kentsel dönüşüm adı altında Uygurların tarihi mirası tahrip ediliyor. Uygurların yoğun yaşadığı yerlerdeki çevre sorunları ve su sıkıntısı devam ediyor. Uygur muhalefeti şiddet içermiyor Uygur muhalefeti şiddet içermeyen ve gündelik yaşantı içinde direnişi benimseyen bir nitelikte. Çin küçük çapta olaylar dahil olmak üzere bütün fırsatları kullanarak Uygur muhalefetini Bin Laden ya da Orta Asya'daki İslamcı gruplarla birlikte göstererek bir terör söylemi oluşturmaya çalışıyor. Bu yolla uluslararası toplumdan Sincan'da yaptıkları için açık çek almayı umuyor. Ancak Sincan'da dünyanın gözleri önünde yaşanan dram Çin'in politikalarını sorgulanır hale getirdi.Çin yönetimi kendi eliyle Sincan'da bir güvenlik ikilemi oluşturdu. Ülkenin birlik ve bütünlüğünü sağlamak için Uygur ayrılıkçılığı ve terörü olarak tanımladığı tehditle mücadele ediyor. Ancak bu mücadele Uygur toplumunun güvenliği rağmına yapılıyor ve Uygur kimliğini yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakıyor. Tehdit altındaki Uygurlar kimliklerine daha fazla sarılarak ve sosyal dayanışmayı artırarak cevap veriyorlar. Han Çinlilerine dayalı milliyetçilik ve devlet yapısının güçlü ve kendinden emin bir görünüm verdiği doğru. Ancak bu anlayış Uygurlar ile merkezi yönetim ve Sincan bölgesi özelinde Uygurlar ile Han Çinlileri arasındaki sorunları derinleştiriyor. Ayrıca 11 Eylül rüzgârı ile uluslararası toplumu arkasına alan Çin, 5 Temmuz olayları ile güvenilirliğini kaybetmenin eşiğine geldi. Çin'in Uygurlara yönelik şiddeti ve dışarıdan aktörleri suçlayan üçüncü dünyalı tavrı, başta ABD olmak üzere dış dünya ile ilişkilerini kötüleştirebilir. Çin ürünlerine ambargo çeşitli ülkelerde toplumsal düzeyde gündeme getiriliyor. Dışarıda reelpolitik, içeride baskı ile bu sorunun üstesinden gelmek mümkün değil. Kısır döngü bir şiddet sarmalı içinde devam edecek. Çıkış yolu etnik çeşitliliği dışlamayacak geniş çerçeveli bir yurtseverlik anlayışını yaygınlaştırmaktan geçiyor. Bir müddet daha bu tercihi yapma imkânı olacak. Ancak bu fırsat değerlendirilmezse Uygurlara yaşatılan bu dramın bir noktadan sonra önlenemez sonuçlar doğuracağını öngörmek zor değil.

BM’ye ´Doğu Türkistan´ dilekçesi

20.07.2009 - 02:38

Türkiye Kamu-Sen ile İnsan Hakları Avrasya Federasyonu öncülüğündeki örgütlerin temsilcileri, Doğu Türkistan’da yaşanan insan hakları ihlallerinin tespitine ve durdurulmasına yönelik taleplerini içeren dilekçeyi vermek için BM Türkiye temsilciliği önünde toplandı.

Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Abdullah Büksür, grup adına yaptığı basın açıklamasında, dünyanın Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dramına ilgisiz kaldığını ileri sürdü. Büksür, “Doğu Türkistan Türkleri 250 yıldır Çin’in zulmü altında yaşamaktadır” dedi.

Urumçi’deki bir işyerinde 28 Haziran 2009’da Han Çinlileri tarafından darbedilerek öldürülen Uygur Türkleri’ne karşı uygulanan "kanlı linci" protesto etmek için sokağa inen Uygur Türklerinin 5 Temmuza kadar tepkilerini sürdürdüğünü ifade eden Büksür, “Bunun bedelini Uygur Türkleri kitlesel ölümlerle, sokaklarda taşla kafaları ezilerek ödemektedirler” diye konuştu. Olaylar sırasında ölenlerin sayısının Çin resmi rakamlarınca 150-200 civarında verildiğini, bu sayının tarafsız gözlemciler tarafından binlerle ifade edildiğini belirten Büksür şunları kaydetti:

BM olayları ve idamları araştırsın

“Hiçbir silaha sahip olmayan Doğu Türkistan Türklerine açılan ateş ve kalabalık grupların linç girişimleri Çinli yöneticilerce yeterli görülmeyerek, 100’den fazla kişinin de olaylara önderlik ettikleri gerekçesiyle idam edildiği bölgeden gelen haberler arasındadır. Çin’in bölgede yaptıklarına gereken tepki verilmezse, bu süreç Tibet, İç Moğolistan ve Mançurya’da soykırıma varan şekilde devam edecektir. Son olarak Çin güvenlik güçlerince önce linç edilen, sonra kafaları taşla ezilerek öldürülen 2 Uygur Türkünün görüntüleri bütün insanlığa ders verir niteliktedir. Yaralıların sayısı konusunda rakam bile verilemez durumdadır.”

Bölgede insanlık suçu sayılacak uygulamaların, İslam Kalkınma Örgütü ve BM’nin gündemine taşınması gerektiğini vurgulayan Büksür, BM İnsan Hakları Meclisi’nce oluşturulacak bir heyetin olayları ve idamları araştırması gerektiğini bildirdi.

Açıklamanın ardından, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Abdullah Büksür, Türk Kültür Sanat-Sen Genel Başkanı Hasan Hüseyin Yıldız ve Türkiye Akademisyenler Birliği Başkanı Prof. Dr. Şükrü Koç, taleplerini içeren dilekçeyi, BM Türkiye Temciliği görevlisine teslim etti.
http://www.aygazete.com/?54457

Ben ölmedim ölmem


Ayrıca;

DOĞU TÜRKİSTAN ZULMÜ BELGESELİ

http://www.izlesene.com/video/haber-iste-dogu-turkistan-gercegi/1022198

196 Uygur Türk'ü idam edildi (Onlar için ölü demeyelim)

20 Temmuz 2009 Pazartesi 00:02

Çin bildiğini okuyor... Dünyanın gözü önünde katliam sürüyor. Olayların en korkunç ayrıntısı bu haberde..
İşte bir şok katliam haberi daha... Çin Yönetimi olaylardan sorumlu tuttuğu 196 Uygur Türk'ünü kurşuna dizdi.
Çin Yönetimi dünyaya adeta meydan okuyor... Şok katliamı Kanal D özel haberiyle duyurdu...
Kanal D'nin özel haberine göre, 196 Uygur Türk'ü gözlerden uzak bir yerde idam edildi. Cenazelerinin ise ailelerine teslime edilip edilmediği belli değil.
Geçen ay bir fabrikada Çinlilerle Uygur Türkleri arasında çıkan kavganın ateşlediği olaylar sokağa taştı. (Aslında 3000 Çinli, Uygurların kaldığı yatakhaneyi basıp 60 kadar Uygur Türkünü öldürmüştü) Uygur Türkleri kavgada ölenlerle ilgi soruşturma açılmasını talep etti. Ama Çin hükümeti olayı örtbas etmek isteyince, Urumçi karıştı.
Günler süren olaylar sonrasında Çin yönetimi Urumçi'ye asker takviye etti.. Uygur Türkleri'nin gösterisi ölümle sonuçlandı. (Aslında Ordu ve Polis Birlikleri yönetim ve desteğindeki sivil görünümlü Çinliler ellerinde satır, demir çubuk, bıçak, çivili sopa vs. silahlarla 'domuz' dedikleri Uygur Avına çıktılar ve bin civarında Uygur öldürüldü.)
Çin polisi sert müdahale etti.. Bin 500 kişi gözaltına alındı. Urumçi'de ev ev baskınlar yapıldı, Uygur Türkleri gözaltına alındı. Çin hükümeti olayların sorumlularının idam edileceğini açıkladı.
Ve o kararını önceki gün uyguladı..
Tam 196 Uygur Türk'ü kurşuna dizildi.
Uygur Türkleri'nin nerede idam edildiği bilinmiyor.
Cenazelerinin ailelerine verilip verilmediği de belli değil.
Bilinmeyen sadece o değil. 600'den fazla kişiden de haber alınamıyor.

ŞEHİTLERİMİZE ALLAHTAN RAHMET DİLİYORUZ.
(BEN ÖLMEDİM!)
http://www.youtube.com/watch?v=G0fKuDHEzyo&feature=related

YORUM: Güncel - 19.07.2009 - 15:55

Çin, yine iç yüzünü gösterdi. Belki de hiç yargılamadan 196 Uygur'u idam etti. Kurşuna dizdi.
Sözde çıkan ayaklanmayı bastırmak adına. Peki, suçluları nasıl tespit etti. Şehirlerde evlere girip rastgele tutuklamalar yaparak mı? Kapıları kırıp silah zoruyla, silahsız zavallı insanları yaralayarak, öldürerek ve tutuklayarak mı suçluları buldu?
Çin, çok büyük bir insanlık suçu işliyor? Ve kimse dünyanın, o insanlara yardım etmek için, korumak için kurulan kuruluşları ortada yok. Aynı kandan aynı candan ülkelerin de sesi çıkmıyor. Doğru Çin dünyaya meydan okuyor. Bir kere daha söylemem gerek. Türk Dünyası, birlik olmadıkça bu idamlar sürecektir. Hep beraber sesimi çıkarırsak, elbet Çin dize gelecektir. Her şey diplomasi ile çözülebilir. Ama, bunu için de yaptırım gerekir. Yaptırım için güç, güç için de birlik...
Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbakistan ve Kazakistan ile Türkiye birlikte hareket etmeli.
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=192381

Çin, olaylardan sorumlu tuttuğu 196 Uygur'u kurşuna dizdi
20.07.2009 Dış Haberler-AA

Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Han Çinlileri ile Uygurlar arasında yaşanan çatışmalar sonrasında Çin yönetimininin 196 Uygur'u kurşuna dizdiği belirtildi. Kanal D'nin haberine göre geçen ay bir fabrikada yaşanan kavganın ateşlediği olaylar sonrasında Çin hükümeti olayları sorumluları olduğunu iddia ettiği kişileri idam etmek üzere harekete geçti ve infazları cuma günü gerçekleştirdi. Uygurların nerede idam edildiği bilinmiyor. Cenazelerinin ailelerine teslim edip edilmediği de bilinmiyor. Haberde 600'den fazla kişiden haber alınamadığı da dile getirildi.

Olaylar sırasında 197 kişinin öldürüldüğü ve bin 600 kişinin yaralandığı açıklanmıştı. Çin polisi önceki gün yaptığı açıklamada 12 Uygur'un vurularak öldürüldüğünü bildirmişti. Öldürülenlerin silahlı oldukları, sivillere saldırdıkları, dükkanları yağmaladıkları, ateş açılacağı uyarılarına aldırmadıkları iddia edilmişti.

Bu arada Çin'de İngilizce yayımlanan resmi People's Daily gazetesi Uygur Özerk bölgesindeki etnik ayaklanmanın iyi planlandığını ve koordine edildiğini 50'den fazla yerleşim yerinde olaylar yaşandığını yazdı. Sincan valisi Nur Baykeli ise ayaklanmanın sürgündeki bölücüler tarafından Sincan'ı Çin'den ayırmak amacıyla gerçekleştirildiğini ileri sürdü. Uygurlar ise bu iddiaları reddediyor.

Türkiye'de de Sincan'da yaşanan olaylara yönelik tepkiler devam ediyor.

Türkiye Kamu-Sen ile İnsan Hakları Avrasya Federasyonu öncülüğündeki örgütlerin temsilcileri, bölgede yaşanan insan hakları ihlallerinin tespitine ve durdurulmasına yönelik taleplerini içeren dilekçeyi vermek için dün BM Türkiye temsilciliği önünde toplandı. Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Abdullah Buksur, Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaptıklarına gereken tepki verilmezse, bu sürecin Tibet, İç Moğolistan ve Mançurya'da soykırıma varan şekilde devam edeceğini savundu.Rusya ve Çin'in bölgede uyguladıkları yok etme politikalarının küçük değişikliklerle aynı olduğunu öne süren Buksur, "Hiçbir silaha sahip olmayan Doğu Türkistan Türkleri'ne açılan ateş ve kalabalık grupların linç girişimleri Çinli yöneticilerce yeterli görülmeyerek, 100'den fazla kişinin de olaylara önderlik ettikleri gerekçesiyle idam edildiği bölgeden gelen haberler arasındadır. Çin'in bölgede yaptıklarına gereken tepki verilmezse, bu süreç Tibet, İç Moğolistan ve Mançurya'da soykırıma varan şekilde devam edecektir" dedi.

Çin yönetiminin, Sincan'da yaşanan etnik çatışmalardan sorumlu tuttuğu 196 Uygur'u kurşuna dizdiği belirtildi...
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=126308


Çin, 196 Uygur Türk'ünü kurşuna dizdi!

Çin Yönetimi olaylardan sorumlu tuttuğu 196 Uygur Türk'ünü kurşuna dizdi
Uygur türklerinin gösterisi ölümle sonuçlandı. Çin polisi sert müdahale etti.. Bin 500 kişi gözaltına alındı. Olayların sorumlusu olanlar da kurşuna dizildi.
Kanal D'nin özel haberine göre, geçen ay bir fabrikada çinlilere uygur türkleri arasında çıkan kavganın ateşlediği olaylar sokağa taştı. Uygur Türkleri kavgada ölenlerle ilgi soruşturma açılmasını talep etti. Ama Çin hükümeti olayı örtbas etmek isteyince, Urumçi karıştı.

Günler süren olaylar sonrasında Çin yönetimi Urumçi'ye asker takviye etti.. Urumçi'de ev ev baskınlar yapıldı, Uygur Türkleri gözaltına alındı. Çin hükümeti oluyların sorumlularının idam edileceğini açıkladı ve o kararını önceki gün uyguladı..Tam 196 Uygur Türk'ü kurşuna dizildi.
Uygur Türkleri'nin nerede idam edildiği bilinmiyor. Cenazelerinin ailelerine verilip verilmediği de belli değil. Bilinmeyen sadece o değil. 600'den fazla kişiden de haber alınamıyor.

Çin yönetimi olayları kanlı şekilde bastırdı, tam 196 uygur Türkünü de idam etti.. Adeta dünyaya meydan okudu.

19 Temmuz 2009, Pazar
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=871197&title=cin-196-uygur-turkunu-kursuna-dizdi

ÇİN YALANLARIYLA SUÇÜSTÜ YAKALANDI AMA UYGURLAR İDAM EDİLDİ BİLE Sincan Valisi Közkaman Bekri: Olayların bu kadar büyüyeceğini beklemiyorduk

OSMAN EROL, URUMÇİ'DEN BİLDİRİYOR...

URUMÇİ (CİHAN) - Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi Valisi Nur Bekri, en az 197 kişinin öldüğü ve binlerce kişinin yaralandığı Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki şiddet olaylarının bu boyutlara ulaşmasını beklemediklerini açıkladı.
Nur Bekri, 5 Temmuz'da başlayan kanlı olayların bu kadar yayılacağını ummadıklarını belirterek, Guandong'daki fabrikada 26 Haziran'da 2 Uygur işçinin ölümüyle sonuçlanan kavgayla ilgili olarak, zamanında gerekli girişimlerde bulunduklarını savundu. Uygur halkı ise, yönetimi, bu olayda "pasif kalmakla" suçluyordu.
Ölen kişilerin 2 erkek Uygur olduğunu ve bunlardan her biri için 500 yüz bin yuan (74 bin dolar) tazminat ödendiğini anlatan Bekri, cenazelerin özel bir uçakla Kaşgar'a getirildiğini söyledi.
Bu olayın olmasından üzüntü duyduklarını da kaydeden Bekri, fabrikadaki olaylarda 60 kişinin öldüğü söylentilerinin de asılsız olduğunu öne sürdü.
(ÇİN, MANKURT UYGUR YÖNETİCİLERİ MARİFETİYLE YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR. GUANDONG'DA İKİ UYGUR ÖLMEDİ, EN AZ 60 UYGUR ÖLDÜ. AYNI GÜN FOŞEN'DE 20 UYGUR ÖLDÜ. İŞTE GUANDONG'DAN ŞAMAR ÖRÜNTÜLER:
http://www.youtube.com/watch?v=YEko0KL2Jc4&feature=related ve
http://www.izlesene.com/video/haber-iste-dogu-turkistan-sokaklari-izleyin/1032223 )
Nur Bekri, Guangdong'daki olayların ardından Urumçi'de öğrencilerin gösteri yapacakları haberini ve buna karşı da önlem aldıklarını aktardı. Bekri, "Göstericilerin masum insanları öldüreceklerini beklemiyorduk.'' diye konuştu. (BU DA YALAN! ÖLENLER HAN ÇİNLİSİ DEĞİL UYGUR, ÖLDÜRENLER 26 HAZİRAN OLAYLARINI PROTESTO EDEN GÖSTERİCİLER DEĞİL, BU GÖSTERİCİLERİN ÜZERİNE SALINAN SİVİL KATİL ÇİNLİLER. BAKIN HAN ÇİNLİSİ DENİLEN BU HAYVANLARDAN BİRİ AŞAĞIDA)




(OLAYLARIN MÜSEBBİBİ OLARAK YAKALANAN KİŞİLERİN ARASINDA YUKARIDAKİ RESİMDE GÖRÜLEN KİŞİ YOKSA ÇİN SOYKIRIMCI YAFTASINDAN KURTULAMAZ! ÇİN,ÖNCE 196 UYGUR TÜRKÜNÜ İDAM EDECEĞİNE UYGURLARIN ÜZERİNE SATIRLARLA, SOPALARLA SALDIĞI KÖPEKLERİNİ İDAM ETMELİYDİ. Kİ BÖYLE BİR NİYETİNİN OLMADIĞI GÖRÜLMEKTEDİR. İDAMLARI ACELEYE GETİRMESİ SUÇLU OLDUĞUNU KABULLENMESİ ANLAMINA GELMEKTEDİR. TÜRK MİLLETİ, BU SOYKIRIMI ASLA UNUTMAYACAKTIR.)

Bekri, yaralanmaların ve ölümlerin çoğunun kafa darbeleriyle olduğunu da ifade etti. (BU DOĞRU, ÇÜNKÜ UYGURLARIN KAFASININ NASIL TAŞLARLA EZİLDİĞİNİ HEPİMİZ BİLİYORUZ. İŞTE CANLI GÖRÜNTÜLERİ: http://tinypic.com/player.php?v=2afa369&s=3 )
"OLAYLAR EKONOMİYİ VURDU"
5 Temmuz olaylarının eyaletin ekonomisini olumsuz etkilediğini, özellikle turizmi vurduğunu söyleyen Nur Bekri, şu an Sincan için turizmin en yoğun sezonu olduğunu ve olaylar nedeniyle birkaç bin turun iptal edildiğini ifade etti. Olayların verdiği ekonomik kaybın 10 milyar doları aştığı belirtiliyor.
"SUÇLULAR KARARLILIKLA CEZALANDIRILACAK"
Sincan Valisi, Urumçi'de meydana gelen şiddet olaylarının üzerinden 2 hafta geçtiğini ve durumun iyiye gittiğini dile getirdi.
Bölgede istikrarı koruma gücüne sahip olduklarını kaydeden Bekri, "Suçlular kararlılıkla cezalandırılacak. Olaylar, yurt içi ve dışında faaliyet gösteren, terörizm, bölücülük ve aşırıcılıktan oluşan "üç güç"ün planladığı bir şiddet ve suç olayıdır." iddiasında bulundu.
Çin radyosunun haberine göre, olaylara karışan binden fazla şüpheliyi teşhis etme çalışmalarının ve ilk sorgularının tamamlandığı, bundan sonra tutuklama işleminin başlatılacağı bildirildi.
(KAMUOYU MERAK EDİYOR; YABANCI BASINA KONUŞMAKTAN KORKAN UYGURLAR MI KENDİLERİNE SATIRLARLA SALDIRAN ÇİNLİLERİ TEŞHİS EDECEK? YOKSA SOYKIRIMA KARARLI ÇİNLİLER Mİ MASUM UYGURLARI 'KATİL' OLARAK TEŞHİS EDECEK?)
Sincan Savcılığı Başkanı Hasimu Mamuti, kamu güvenliği birimi, "5 Temmuz" olaylarıyla ilgili dosyayı savcılığa teslim ettiğinde, hakkında kesin deliller bulunanlar için hemen tutuklama kararı çıkartacaklarını belirtti.

Çin'e Tepkiler çığ gibi: Kazakistan, Türkiye, Türkmeneli

18.7.2009

Kazakistan'daki Uygurlar, Çin'i protesto etti

ALMATI (CİHAN) - Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşanan olaylar Kazakistan'da yaşanan Uygur Türkleri tarafından protesto edildi.
Kazakistan'ın eski başkenti ve finans merkezi Almatı'da yapılan mitinge yaklaşık 10 bin kişi katıldı. Almatı'da bulunan Cumhuriyet Sarayı'nı dolduran Uygur Türkleri Urumçi'de yaşanan olayların durdurulması için tek ses oldular.
Yapılan mitinge Kazak vatandaşları da destek verirken, Kazak konuşmacılar akan kanın durdurulması için uluslararası güçlerin devreye girmesini istediler.
Salona sığmayan göstericiler caddeleri doldururken Kazak polisi sokaktaki Uygur göstericilerin bayrak açmasına izin vermedi. Yapılan konuşmalarda Başta Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev olmak üzere Kazak halkına gösterdikleri duyarlılıktan dolayı teşekkür eden Uygur konuşmacılar, Çin tarafından Uygur Türklerinin bütün dünyaya terörist olarak gösterilmeye çalışıldığının altı çizdi.
"Barış istiyoruz" ve "Akan kan durdurulsun" şeklinde pankart açan göstericiler yapılan konuşmalara zaman zaman tezahüratlarla destek verdiler. Amerika'nın ve Avrupa'nın Çin'de yaşanan Uygur soykırımına uzak olduğu belirtilen konuşmalarda Çin resmi makamlar tarafından verilen rakamların aldatıcı olduğu ve gerçeği yansıtmadığının altı çizildi.
Dünyanın birçok ülkesinden Uygur Türklerine destek geldiği belirtilen konuşmalarda özellikle Türkiye'nin gösterdiği üstün gayret ve çabalarından dolayı Türk halkına ve Türk resmi makamlarına özel teşekkür edildi.
Kazakistan Uygur Türkleri Başkanı Şergenov Ahmetcan, Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ve Kazak halkına gösterdikleri gayretlerinden dolayı teşekkür etti. Urumçi’de yaşanan olayların kendilerinin de içini kanattığını ifade eden Ahmetcan, akan kanın bir an önce durdurulması için uluslararası toplumlara çağrıda bulundu.
Dünyada 18 milyon Uygur Türkü yaşarken Kazakistan'da 250 bine yakın Uygur Türkü bulunuyor.

Uygur Türkleri Taksim'de eylem yaptı

İSTANBUL (CİHAN) - Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneği üyeleri Çin'in Sincan bölgesinde yaşanan olayları Taksim Meydanı'nda protesto etti. 3 binden fazla Uygur Türkü'nün öldürüldüğünü iddia eden göstericiler, olayların gündemden düşmesine tepki gösterdi.
Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneği üyesi yaklaşık 40 kişilik grup, Galatasaray Meydanı'nda toplanarak Taksim Meydanı'na kadar yürüdü. Ellerinde olaylarda ölenlerin resimleri ile Türk ve Doğu Türkistan bayrakları bulunan grup Taksim Meydanı'na bir basın açıklaması yaptı.
Sincan'da yaşanan olaylara tepki gösteren grup adına açıklama yapan Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneği Başkanı Tibet Yücetürk, yaşanan olaylar sırasında 5 binden fazla kişinin tutuklandığını ve yaklaşık 3 bin kişinin de hayatını kaybettiğini söyledi.
Yücetürk, "Bağımsız kaynaklara göre gözaltına alınan 196 Uygur'un dün infaz edildiği haberleri geldi. Türkiye'de bu haberlerin gazetelerin dördüncü, beşinci sayfalarına gerilemesi bizleri üzüyor. Bu konunun arkasında Çin Diasporası’nın ve medya üzerinde baskıları olduğunu düşünüyoruz." şeklinde konuştu.
Daha sonra Mecidiyeköy'e kadar yürümek isteyen grup, polisin izin vermemesi üzerine dağıldı.

Kerkük Türkmenleri, Uygur Türkleri için panel düzenledi

KERKÜK (CİHAN) - Irak'ın kuzeyindeki Kerkük kentinde, Türkmen Adalet Partisi tarafından "Uygur ve Türkmenlere uygulanan katliamlar" konulu bir panel düzenlendi. Panele katılan Irak'taki tüm Türkmen parti temsilcileri, Uygurlara destek mesajı verdi. Panelde, Çin hükümeti tarafından Uygur Türklerine yapılan haksızlıklar da kınandı.
Panel sonrası CİHAN'a açıklamada bulunan Türkmen Adalet Partisi Başkanı Enver Bayraktar, Uygur Türklerine uygulanan baskı ve şiddeti kınamak amacıyla bu paneli düzenlediklerini söyledi.
Irak Türkmenleri olarak Uygurların acılarını paylaşmak adına toplandıklarını kaydeden Bayraktar, "80 yıldır oradaki soydaşlarımız baskı ve şiddet altındalar. Onların hakkı verilmiyor. Bu asırda bu insanlık dışı görüntüler hâlâ orada yaşanıyor. Büyük devletlerin ve Avrupa ülkelerinin bu soykırıma sessiz kalmalarını eleştiriyoruz. Bu çok utandırıcı bir durum. Tüm dünya ülkelerinin bu zulme dur demelerini bekliyoruz." dedi.
Irak Türkmen Cephesi Kerkük İl Başkanı Erşad Salihi ise, Kerküklü Türkmenler olarak, "Uygur Türkleri üzerinde uygulanan asimilasyonu kınadıklarını" söyledi. Salihi, "Müslüman Türklere dünyanın birçok yerinde işkence edildiğini" kaydetti. Salihi, son olarak yaşananlar nedeniyle hiçbir Arap ülkesinden kınama gelmemesinin dikkat çekici olduğunu ifade etti.
Panele katılan Halil Saçıuzun isimli Türkmen vatandaş ise, Uygur Türklerine yapılan zulmü kınadıklarını ifade ederek, İslam ülkelerinden sessiz kalmamalarını istedi.

Çin kana doymuyor / Ölü sayısı artıyor, Mesele milliyet değilmiş!


ÖZEL: Sincan Valisi, Türkiye'ye seslendi: Olaylar her yönüyle inceledikten sonra sonuca varılmalı

URUMÇİ (CİHAN) - Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin merkezi Urumçi'de 5 Temmuz'da meydana gelen Han-Uygur çatışmasında 197 kişinin öldüğü olaylarla ilgili olarak bölgenin valisi Nur Bekri, Cihan Haber Ajansı'na önemli açıklamalarda bulundu.
Yabancı basını kabulünün ardından CİHAN muhabirinin olayların ikili ilişkilere nasıl etki edeceği yönündeki sorularını yanıtlayan Bekri, medyaya ve yetkililere seslendi.
Bekri, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Çin ziyaretinin son durağı olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi temasları sırasında kendisiyle ilişkileri her alanda ileriye götürme konusundaki arzusunu paylaştığını ifade etti. Bekri, iki ülke halkının çıkarından hareketle, ortak çaba harcayarak iki ülke arasındaki ilişkileri sürekli ve sağlıklı geliştirebileceklerini dile getirdi. ''5 Temmuz olaylarına gelince, medya ya da başka şekilde de olsa olayları çok yönlü ele almak gerekir.'' diyen Bekri, böylelikle objektif ve adaletli sonuca varılmış olunacağını dile getirdi.
Bekri, ''Olayların Gül'ün ziyaretinin hemen ardından çıkması, ikili ilişkileri baltalamaya yönelik bir girişim olabilir mi?" sorusuna verdiği cevapta da, bu konuda Çin Dışişleri Bakanlığı'nın söylediklerini desteklediğini kaydetti. Bekri, cevabında, ''Karşılıklı güven olduğu sürece, karşılıklı güveni ve değişik alanlardaki işbirliğini arttırdığımız, ikili ilişkilerin önemini tam kabul ettiğimiz sürece inanıyorum ki hiçbir güç ya da olay iyi ilişkilerimizi bozamayacaktır.'' dedi.
Olaylarda ölenlerden 184'ünün milliyetinin belirlendiğini anlatan Bekri, bunları, 137 Han Çinlisi (111 erkek, 26 bayan), 46 Uygur (45 erkek, 1 bayan) ve 1 Hui (Uygurların dışındaki diğer Müslüman azınlık) olarak sıraladı.
Sincan Valisi Bekri: Olayların ne İslam'la ne de milliyetle ilgisi var

URUMÇİ (CİHAN) - Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin merkezi Urumçi'de 5 Temmuz'da meydana gelen Han-Uygur çatışmasında 197 kişinin öldüğü olaylarla ilgili olarak bölgenin valisi Nur Bekri, İslam dünyasına seslendi.
Cihan Haber Ajansı, Reuters ve Singapur'da Çince olarak günlük yayımlanan Lianhezaobao Gazetesi'nin muhabirlerine konuşan Bekri, yabancı basında olayların İslam dini ve milliyetle ilişkilendirilmesi üzerine bir açıklama yaptı. Bekri, söz konusu haberlere tepki göstererek, İslam dininin barış dini olduğunu söyledi.
Sabotaj ve şiddet olaylarına karışanların herhangi bir dini ya da her hangi bir milliyeti temsil edemeyeceğini vurgulayan Bekri, olaylardaki şiddeti ortaya koyanların tüm insanlığın düşmanı olduğunu ifade etti. Bekri, ''İnsanlığın çok zor dayanabileceği ve kabul edemeyeceği görüntüler konusunda, zannedersem her vicdan sahibi ve ahlak duygusuna sahip kişiler de bizim gibi düşünecektir diye düşünüyorum.'' şeklinde konuştu.
Bekri, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Tüm Sincan'da din eğitimi veren hiç kimse bu olaylara katılmamıştır. Bu da gösterdi ki bizim Sincan'daki din politikası kabul ve destek görüyor. Bu ayrıca bizim din politikamızın Sincan'daki Müslüman halkın çıkarına ve yararına olduğunu da gösteriyor.''
Nur Bekri, söz konusu olayların ne din, ne de milliyetler arasındaki bir sorun olarak değerlendirilebileceğini dile getirdi.
ÖZEL: Urumçi'deki CİHAN muhabiri Osman Erol'un izlenimleri...

Bazı Uygurlar, olayların yaşandığı yerleri geçici süre terk ediyorlar
Uygurlar, "olaylarda kaç kişi öldü" sorusuna sadece "çok" cevabı veriyorlar
URUMÇİ (CİHAN) - Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin merkezi Urumçi'de 5 Temmuz'da meydana gelen Han-Uygur çatışmasında 197 kişinin öldüğü açıklanmıştı. Ancak Uygurlar, kaç kişinin öldüğü konusunda farklı düşünüyorlar. Olayların canlı tanıkları, kendilerine kaç kişinin öldüğü sorulduğunda "çok" cevabını veriyorlar.
Şiddet olaylarında Uygurların öfkesinin sokaktaki izlerine rastlıyoruz. Olayların yaşandığı yerlerden Urumçi'deki Saimachang bölgesine gidiyoruz. Trafiğe kapalı tutulan ve askerlerin kontrolündeki caddede yanmış araba ve binalar göze çarpıyor. Buraya girişte ve çıkışta askerler gelen yabancı gazetecileri kaydediyor. Sokaklarda ayrıca hüzünlü yüzler, ayrılmak için bohçalarını toplamış insanlar gözümüze ilişiyor. Buradaki cami kapalı. Cuma namazı için şehirdeki tüm camiler ibadete açılmıştı.
Caddenin ortasındaki pazara ulaşıyoruz. Burası olayların en sıcak yaşandığı yerlerden biri. İnsanlara "olaylar nasıl oldu" diye soruyoruz. Kimse konuşmak istemiyor. Çocuklar kameralarımıza yaklaşıyor. Olayları unutan sadece onlar bu caddede. Gülüyorlar, kendilerince eğleniyorlar.
Mısır kızartan bir yaşlının yanında karpuz satan bu çocuklar bizleri görünce hemen yanımıza geliyor. Et alan sakallı ve Uygur takkesi takan yaşlılar takılıyor objektiflere. "Niye çıktı bu olaylar? Sizden (Uygur) kaç kişi öldü" sorularımıza aldığımız tek cevap "çok" oluyor. Yorum yapmıyorlar.
Pazarın aşağısında Anadolu'nun bir kasabasındaki mahalle çıkıyor karşımıza. Sokak aralarında bir aile başka bir yere eşyalarıyla gidiyor. "Yolculuk nereye?" sorusuna verilen cevap da, "Çocuklarla beraber 2 aylığına Kaşgar'a gidiyorum." oluyor.
Buradaki halkla konuşurken de "kaç kişi öldü sizden" sorumuza yine "çok" cevabı alıyoruz. "Peki, nasıl öldüler?" deyince de çekinerek, "Askerler ateş açtı" diye yanıtlıyor bir grup kalabalık.
Bölge Valisi Nur Bekri de, yabancı gazetecilerin sorularını cevaplarken, askerin olaylara müdahalesi sırasında ateş açtığını ve "sivillere saldıran ve dükkânları yağmalayan 12 silahlı Uyguru, uyarı ikazını dikkate almamaları üzerine vurarak öldürdüğünü" söylemişti.
Bekri, bunlardan üçünün olay yerinde, diğerlerinin de hastaneye kaldırılırken hayatını kaybettiğini ifade etti. Vali Bekri, polisin "büyük itidal" gösterdiğini savunarak, "Yasayla yönetilen her ülkede, kuvvet kullanımı gereklidir. Bu görev polise yasayla verilmiştir." diye konuştu.
Olaylarda ölenlerden 184'ünün milliyetinin belirlendiğini anlatan Bekri, bunları, 137 Han Çinlisi (111 erkek, 26 bayan), 46 Uygur (45 erkek, 1 bayan) ve 1 Hui (Uygurların dışındaki diğer Müslüman azınlık) olarak sıraladı.
Geri dönüşte asker konvoylarından olayların arkasında gösterilen Rabia Kadir aleyhine anonslar yükseliyor, "Ülkemizi sevelim" şarkıları çalınıyor. Askerlerin önünden koşarak geçen çocuklar yaşananları anlamaya çalışıyor. Görünüşe göre korku ve tedirginlik bir süre devam edeceğe benziyor.

Çin polisi 12 Uygur'u vurduğunu itiraf etti

Çin yönetimine bağlı güvenlik güçleri gösteri yapmak isteyen 12 Uygur'u vurarak öldürdü.
Pazar, 19 Temmuz 2009 10:07

Dünya Bülteni /Haber Merkezi
Çin'de son bir aydır patlak veren katliam olayları durmak bilmiyor. Çatışmaların en yoğun olduğu dönemlerde katledilen 197 Uygur'dan sonra bugün yeni katliam haberleri geldi. Çin askerleri gösteri hakkını kullanmak isteyen Uygurların üzerine yine ateş açtı. Alınan ilk bilgilere göre 12 Uygur Türkü daha hayatını kaybetti.
Çin'in resmi haber ajansı Xinhua'nın haberine göre Doğu Türkistan bölgesel hükümetinin sözcüsü Nur Bekri tarafından yapılan açıklamada bölgede çıkan çatışmada polisin uyarı ateşine rağmen gösterilerini sürdüren 12 Uygur'un vurulduğu belirtildi. Nur Bekri, "Polis olay süresince olabildiğince sağduyulu kaldı ancak göstericilerin taşkınlığı nedeniyle sonuç bu oldu" diye konuştu. Öte yandan bölgede internet ağı ile uluslararası telefon ağının kapatılması konusunda da açıklamada bulunan Nur Bekri, göstericilerin bu iletişim sistemlerini kullanarak birbirleriyle haberleştiğini ve hükümetin bu nedenle söz konusu internet ve telefon ağını kapatmak zorunda kaldığını dile getirdi. 5 Temmuz'da Uygur Özerk Bölgesi'nde çıkan çatışmada 197 kişinin ölümü ile sonuçlanmıştı.
YENİ İDDİA : 196 UYGUR İDAM EDİLDİ
Çin Yönetiminin son olaylardan sorumlu tuttuğu 196 Uygur Türk'ünü kurşuna dizdiği öne sürüldü.
Kanal D'nin özel haberine göre, Çin hükümeti oluyların sorumlularının idam edileceğini açıkladı ve o kararını önceki gün uyguladı. Tam 196 Uygur Türk'ü kurşuna dizildi.
Uygur Türkleri'nin nerede idam edildiği bilinmiyor. Cenazelerinin ailelerine verilip verilmediği de belli değil.
http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=83675

Tutuklanan Uygurlardan bir daha haber alınamıyor

Tutuklanan Uygurlardan bir daha haber alınamıyor
Doğu Türkistan'daki katliamlardan sonra başlayan tutuklamalarda götürülen Uygurlardan bir daha haber alınamıyor.
Pazartesi, 20 Temmuz 2009 12:30
Dünya Bülteni / Haber Merkezi Doğu Türkistan'da katliamlar şimdilik durdu ancak yeni bir sorun baş göstermeye başladı. Yeni sorun, Çin güvenlik güçleri tarafından götürülen Uygurlardan bir daha haber alınamaması... Uygur Türklerinin gergin bekleyişi sürüyor. Çinli haber kaynaklarının gerçekleri manipüle ettiğini belirten Uygurlar, en çok güvenlik güçlerinin gençleri tutuklamasından korkuyor. Çünkü götürülen Uygur, bir daha geri dönmüyor. Günde sadece 3 dk. ayırarak 2 beden incelebilirsiniz. Resmi rakamlara göre, en az 197 kişinin öldüğü olaylarla ilgili Uygurlarda korku ve endişe hakim. Sokaklardan Çince ve Uygurca anonslar yükseliyor. Askerlerin yaptığı bu anonslarda, Pekin'in olayların arkasındaki isim olarak gösterdiği Rabia Kadir aleyhine sesler yükseliyor. Duvarlara asılan afişlerde, Çin yönetiminin 'üç kötülük' olarak nitelendirdiği, terörizm, ayrılıkçılık ve aşırı uçlarla mücadele etmek gerektiği belirtiliyor. Söz konusu afişlerdeki "Üç Kötülükle Mücadele Edelim", "Vatanın Birliğini Koruyalım" ve "Etnik Gruplar Arasında Dayanışmayı Koruyalım" yazıları dikkat çekiyor. Camilerin duvarlarına da bu afişler asılmış. Uygurların bilmek istediği bir başka durum da askerler tarafından götürülen binlerce gencin akıbetini öğrenmek. Söylediklerine göre gidenler bir daha geri gelmiyor. Akıbetleri de meçhul.

Uygurlar Cuma namazında camileri doldurdu

17 Temmuz 2009 Cuma

URUMÇİ (CİHAN) - Uygur Özerk Bölgesi, yüzlerce kişinin öldüğü şiddetin ardından Cuma gününü sakin geçirdi.
Özerk bölgedeki 20 milyonluk nüfusun yüzde 45'ini oluşturan Uygur Türkleri, şu ana kadar yüzlerce kişinin öldüğü olaylara sahne olan bölgenin merkezi Urumçi'de Cuma için camileri tıklım tıklım doldurdu. Urumçi'de iki minaresi bulunan ve 1897'de Tatar cemiyeti tarafından yapılan Tatar Camii bugün tarihinin en kalabalık anlarını yaşadı. Şiddet olaylarına rağmen sürekli açık tutulan bu cami, Urumçi'de bulunan yaklaşık 20 yabancı ve yerli gazeteciye gösterildi.
Yabancı gazetecilerin isteği üzerine Urumçi'deki basın merkezi tarafından organize edilen ancak güvenlik nedeniyle hangi camiye gidileceği son anda kararlaştırılan organizasyon, görüntü ve foto çekmede sıkıntı yaşayan yabancı gazeteciler için büyük fırsat oldu. Caminin avlusuna alınmayan ve dışından görüntü ve fotoğraf çekebilen basın mensupları, yoğun güvenlik önlemleri alınan camiye girenleri ve namaz anını kaydetti. Güvenlik görevlileri de kameralardan kaçmak istedi. Basın mensupları namazın ardından kaldıkları otele getirildi.
Doğu Türkistan'ın Urumçi kentinde bazı camiler hala kapalı tutuluyor. Geçen hafta Urumçi'de Cuma namazı çıkışında olaylar olmuş ve onlarca Uygur tutuklanmıştı.
Çin 1,3 milyarlık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi. 56 milliyetin yaşadığı bu renkli ülkede Müslümanların sayısı resmî rakamlara göre 20 milyon civarında. Ancak gerçek rakamın 100 milyona yakın olduğu tahmin ediliyor. Çin'de Müslümanlık, 7. yüzyılda Batı ve Orta Asya'daki Müslüman tüccarlar tarafından yayılmış. Resmî rakamlara göre 30 bin kadar cami ve yaklaşık 50 bin imamın bulunduğu Çin'de esas olarak Hui (Batılı Müslüman tüccarlarla evlenen Han Çinlisi bayanlardan oluşan Müslüman azınlık), Sala, Dongxiang, Baoan, Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar ve Tacik gibi 10 azınlık milliyet, İslam dinine inanıyor. 47 etnik grubun yaşadığı Doğu Türkistan'ın 20 milyona yakın nüfusunun yüzde 45'ini Uygur, yüzde 40'ını Han, geriye kalanı da diğer azınlıklar oluşturuyor.

Uygur Özerk Bölgesi’ndeki şiddet olaylarında en az 192 kişi öldü

URUMÇİ (CİHAN)

Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki şiddet olaylarında ölü sayısının 184'ten 192'ye çıktığı açıklandı.
Komünist Partisi, 5 Temmuz'da Uygurlar ile Çinliler arasında çıkan şiddet olaylarında yaralı sayısının da 1680'den 1721'e çıktığını kaydetti.
Uygur kaynaklarına göre ölü sayısı en az 800.

URUMÇİ (CİHAN) - OSMAN EROL

Doğu Türkistan'da yaşayan Uygurlar, 5 Temmuz'da patlak veren kanlı olayların yatışmasının ardından suskunluklarını korumayı tercih ediyor. Cadde ve sokaklarda devriye gezen binlerce Çinli askerden korkan Uygur halkı konuşmaktan kaçınıyor.
Kent yetkilileri, şiddetin kimseye faydası olmadığını ve bir an önce barış ile istikrarın tesis edilmesini arzuladıklarını belirtiyor. Halk günlük yaşamına dönmeye başladı. Ancak olayların olduğu ve Uygurların yoğun bulunduğu bazı caddeler trafiğe kapalı durumda. Camilerin bazıları kilitli. Şehirde internet halen yok. Sadece yabancı gazetecilerin kaldığı otelin bir odasında internet erişimi var.
Cep telefonlarından SMS yollanamıyor ve yurtdışı telefonlarını arama engeli de halen sürüyor. Güvenlik önlemleri en üst düzeyde tutuluyor. Sokaklarda çok sayıda güvenlik gücü nöbet tutuyor.
Caddelerde askerler konvoy halinde geçerken, bir yandan da halka Uygurca ve Çince anonslar yapılıyor. Anonslarda, "olayların arkasında Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabia Kadir'in olduğunu ve bölgenin birliğine karşı saldırdığı" iddia ediliyor.
Bölgedeki bazı yabancı gazeteciler, askerleri görüntüledikleri için gözaltına alınıp, karakolda sorgulandıktan sonra serbest bırakılıyor. Olayların yaşandığı yerlerden Erdaoqiao bölgesindeki cadde de trafiğe kapalı tutulan yerlerden.
Çin polisinin açtığı ateş sonucu 2 Uygurlunun öldüğü bu caddedeki Ulu Cami'nin önünde halk alışveriş yapmaya çalışıyor. Askerler burada kimseye göz açtırmıyor ve tam takım nöbet tutuyor. Bu cadde kenarında konuşmaya çalıştığımız Uygurlular yorum yapmaktan kaçınıyor ve sorularımızı cevapsız bırakıyor. Küçük bir bakkalın önünde satış yapan Uygurlu bayan, kamerayı görünce hızla uzaklaşıyor.
Başka bir Uygur'a da işler nasıl diye sorduğumuzda, sadece "normal" cevabını alıyoruz. Burada Kuran-ı Kerim satan bir Uygur genci ile babalarını kaybetmiş iki Uygur kızının, yere oturarak yardım toplamaya çalıştığı göze çarpıyor.
Trafiğe kapalı caddede konvoy halinde geçen askerlerin arabalarından Rabia Kadir aleyhine anonslar yükseliyor. Bu caddenin karşısında eskiden Uygurların çalıştırdığı dükkan ve iş yerleri güvenlik gerekçesiyle kapalı tutuluyor. Nar suyu içilerek serinlenilen ve dondurmaların satıldığı yerlerde şimdi Çinli askerler oturuyor.
Güvenlik kordonuna alınan şehrin Halk Meydanı'nda Yi Na adında bir Han Çinlisine olayları nasıl değerlendirdiğini soruyoruz. Söylediği şeyler Çinli yetkililerin ve medyanın söyledikleriyle örtüşüyor.
Yi Na, ''Sıradan bir Urumçi sakini olarak, 5 Temmuz'daki şiddeti ve sabotaj olaylarını ve masumların canına kıyılmasını şiddetle kınıyorum. Olayların arkasında Rabia Kadir vardır. Umut ediyorum yaşadığımız yer ortak çabalarla biran önce huzur ve barışa kavuşur. Bana göre bizim partimiz (Çin Komünist Partisi) bize kesinlikle böyle bir çevre verecektir.'' diye konuşuyor.
Yetkililer, ölen 192 kişinin çoğunluğunu Han Çinlilerinin oluşturduğunu, Uygurluların sayısının 40'a yakın olduğunu iddia ediyor. Uygurlu kaynaklara göre ise, ölen Müslüman sayısı 800'den fazla.

İngiltere'deki Çin Büyükelçiliği önünde 'Uygur' protestosu

LONDRA (CİHAN) - İngiltere'de yaşayan Türk ve Uygurlular, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde meydana gelen şiddet olaylarını kınamak amacıyla Londra'daki Çin Büyükelçiliği önünde gösteri yaptı.
Çin polisinin Uygurlulara karşı kullandığı sert müdahaleye tepki gösteren yüzlerce kişi, Londra'da Çin Büyükelçiliği önünde toplandıktan sonra Başbakanlık binasına doğru yürüdü. Elçilik önünde ellerinde Doğu Türkistan bayrağı taşıyan göstericiler, bölgedeki olaylardan sorumlu tuttuğu Çin hükümetini kınadı. İngiltere Uygurlular Derneği tarafından düzenlenen gösteriye, Türk vatandaşların yanı sıra İngiltere Türk Federasyonu da destek verdi.
Gösteriye öncülük eden İngiltere Uygurlular Derneği Başkanı Enver Tohti, Başbakan Gordon Brown'a iletilmek üzere, tepkilerini içeren bir mektup verdi. Öfkeli kalabalık, olaysız bir şekilde dağıldı.
Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde 5 Temmuz'da başlayan kanlı olaylarda en az 184 kişi hayatını kaybetmişti.

Uygur Türkleri'nin durumu Avrupa Parlamentosu'nda tartışıldı

- Hollandalı AP milletvekili Emine Bozkurt: AB, insan hakları konusunda mücadele veriyor ancak ciddi kararlar almaktan kaçınıyor.
- Emine Bozkurt: AB, Honduras'taki olaylara karşı gösterdiği tepkiyi Çin hükümetine karşı gösteremedi.

STRASBURG (CİHAN) - Avrupa Parlamentosu, bugünkü genel kurulunda 5 Haziran'da Şincan Uygur Özerk Bölgesi'nde meydana gelen ve 184 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayları tartıştı. Avrupa Birliği dönem başkanı İsveç'in Dışişleri Bakanı Carl Bildt ve farklı siyasi gruplardan parlamenterlerin söz aldığı oturumda Çin'in dinî ve etnik farklılıklara saygı gösteren 'ahenkli bir toplum'a yönelmesi gerektiği ifade edildi.
Yaklaşık 45 dakika süren tartışma yüzeysellikten öteye geçemedi. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Dildt, Çin'deki azınlık sorununa barışçıl bir çözüm arayışında olduklarını ifade ederek, "Tarih boyunca bu tür problemlerin aşılması zor olmuştur. Çin'in insan haklarına saygılı, ahenkli bir toplum yapısına kavuşmasını arzu ediyoruz. Ancak Çin henüz bu seviyede değil" değerlendirmesinde bulundu.
Oturumda söz alan Avrupa Parlamentosu'nun Türk kökenli Hollandalı milletvekili Emine Bozkurt, Carl Bildt'e, Uygur Türkleri ile ilgili somut olarak hangi girişimde bulunulacağını sordu ancak tatmin edici bir yanıt alamadı. Oturum sonrasında tartışmanın yalnızca sözde kaldığını ifade eden Emine Bozkurt, Avrupa Birliği'nin insan hakları için mücadele verdiğini ancak ciddi karar almaktan kaçındığını söyledi.
'Honduras'a gösterilen tepki Uygurlar'a gösterilmedi'
Sosyal demokrat milletvekili, "Uygur Türkleri'nin durumunun Parlamento'da tartışılması çok önemli. Ama yeteri kadar tartışıldı mı? Ben inanmıyorum, çünkü çok fazla somut sonuçlar çıkmadı. Daha çok insan hakları ve sivil özgürlüklerin üzerinde durduk. Herkes diyaloga devam edeceğiz diyor. Ama diyalog nedir? Yüzlerce insan öldü ve çok daha fazlası yaralı durumda. Bir an önce somut adımların atılması lazım. Hem Komisyon'a hem Konsey'e hangi somut adımların atılacağını sordum. Ama maalesef somut cevaplar alamadık." şeklinde konuştu.
Avrupa Birliği'nin Honduras'taki olaylara karşı gösterdiği tepkiyi Çin hükümetine karşı gösteremediğini dile getiren Emine Bozkurt, "Aynı oturumda askeri darbenin olduğu Honduras'taki durumları da tartıştık. Baktık ki o meselelerde bayağı somut adımlar atıldı. Komisyon hem büyükelçilerini geri çağırdı hem parasal yardımı geçici olarak kestiler. Demek ki Avrupa isterse somut adımlar atabilir. Ama maalesef Uygur Türkleri hakkında somut cevaplar alamadık." dedi.
Türkiye'nin çıkışı eleştirildi
Liberal ve Sosyalist parlamenterlerin Çin'i eleştiren konuşmalarının yanında aşırı bazı milletvekilleri Çin yönetimine karşı ayrılıkçıların tarafının tutulması gerektiğini savundu. İngiliz parlamenter Charles Tannock, Türkiye'nin devreye girmesini eleştirirken, "Türkiye'nin bölge halkları için sarfettiği efor gerçeklere dayanmıyor. Türkiye hala Ermeni soykırımını kabul etmeyen, Kürt kökenlilere baskı uygulayan bir ülke" diye konuştu.

İngiliz Parlamenter Watson, Uygurlar'a daha geniş hakların tanınmasını istedi

STRASBOURG (CİHAN) - Avrupa Parlamentosu'nun İngiliz üyesi Graham Watson, Çin hükümetinin Uygur Türkleri'ne uyguladığı politikayı değerlendirdi. Watson'a göre bölgenin huzura kavuşması Uygurlar'a tanınacak daha fazla özgürlüğe bağlı.
Avrupa Parlamentosu'ndaki tartışmanın ardından CIHAN'a değerlendirmede bulunan Graham Watson, "Çin'de şu anki durum, 15-20 sene öncesi gibi değil. Fakat yine de büyük sorunlar varlığını sürdürüyor. Hâlâ siyasi mahkumlara işkence, polis merkezlerinde şiddet, zorla çalıştırılan işçi kampları mevcut. Ancak bazı dürüst Çin Komünist Parti yetkilileri, Şincan Uygur Bölgesi'ne huzur getirebilmek için bölge halkının anadillerini kullanması, kendilerine daha geniş bir otonomi ve kalkınma fırsatları verilmesinin gerekli olduğunu söylüyorlar." dedi.
Başbakan Erdoğan'ın Urumçi'de yaşananları 'soykırım' olarak nitelemesini abartılı bulduğunu söyleyen Avrupalı Parlamenter, "Sayın Erdoğan yalnızca son yaşanan olaylara atıfta bulunuyorsa 'soykırım' biraz abartılı bir ifade olarak duruyor. Son 50 yıla bakarsanız, bu bölgede kültürel bir soykırım yapıldığını söyleyebiliriz. Çok sayıda insan öldürüldü. Ancak orantılı ifadeler kullanmaya devam edelim. Çin'e, Şincan sorunu ve daha olgun bir demokrasiye ulaşması için yardımcı olmaya çalışalım. Daha açık bir ifadeyle toplumlara, 'self-determination' hakkı ve kendi hayatları hakkında karar verebilme şansı tanınmalı." ifadelerini kullandı.
İngiliz Parlamenter Watson, Avrupa Parlamentosu'nun hangi somut adımları atabileceği konusunda "Bana göre özel bir heyetin bölgeye gönderilmesi uygun olmaz. Ancak Parlamento'nun Çin ile ilişkiler delegasyonunun Urumçi'yi ziyaret etmesi doğru olabilir. Uygur halkının temsilcileriyle görüşüp karşılaştıkları zorluklar hakkında konuşmak gerekir." değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa'nın Müslüman ve Türk kökeni nedeniyle Uygurlar'a yeterince sahip çıkmadığı eleştirilerine yanıt veren liberal demokrat siyasetçi, "Gittikçe tek bir dünya toplumu olma yönünde ilerliyoruz. Yaşadığımız dünyada globalleşmenin izleri gittikçe daha belirgin hale geliyor. Amerika'daki bilgisayar üsleri, Hindistan'daki çağrı merkezleri, Çin'deki fabrikalar, komşularımızla daha yakın ilişkide olmamız gerektiğini gösteriyor. Bu demek oluyor ki İslamofobi veya Yahudi veya Hristiyan düşmalığına yer vermeden, karşılıklı saygı içerisinde yaşamak zorundayız. Bu, Çin'de olduğu kadar Batı'da da var olan bir problem." şeklinde konuştu.

DOĞU TÜRKİSTAN İNSANİ DESTEK KAMPANYASI

http://www.doguturkistanicin.com/
Bütün hür dünyaya,
Bu mesaj, sizlere bir çağrıda bulunmak ve de dikkatinizi Çin'in Doğu Türkistan bölgesinde yaşanan katliamlara çekmek için yazılmıştır.
Bildiğiniz gibi Doğu Türkistan uzun yıllardır, dünyada insan haklarının en zayıf olduğu bölgelerden birisidir. Demokratik ve özgür dünyanın tarih boyunca elde ettiği en önemli kazanımlar olan din hürriyeti, dil hürriyeti, ifade özgürlüğü, seyahat hakkı, sivil toplum faaliyetleri ve hatta son olaylarda görüldüğü gibi yaşama hakkı bile defalarca bölge insanının elinden alınmıştır. Çin dünya ile iletişime engel olduğu için çoğu kez kamuoyunun dikkatinden kaçan katliam ve zulümler bu son olaylarda bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış, bölgede yaşanan vahşetin boyutları bütün dünyada yankılanmıştır.
Ancak, görünen odur ki, Çin bölgedeki politikalarını değiştirmeye hiç niyetli olmadığı gibi baskı ve zulümlerini arttırmasından endişe edilmektedir. Doğu Türkistanlı Uygur ve diğer halkların can güvenliği büyük tehdit altındadır. Sorunun çözümünde ise herhangi bir ülkenin tek başına yapabileceği bir şey olmadığı ortaya çıkmıştır. Tek çare, insan hak ve hürriyetlerinin savunucusu olan bütün dünya ülkelerinin ve sivil toplum kuruluşlarının birleşerek bu zulümlere son vermesidir.
İşte biz Türk gençleri bu mesajı sizlere ileterek, hissettiğimiz şiddetli hüzün ve korkuyu sizlerle paylaşmak istedik. Doğu Türkistan'daki insanların kaderi sizlerin ve de bütün insanlığın elindedir. Temel insan haklarının savunucusu olan bütün dünyayı bir an önce konuya eğilmeye çağırıyoruz. Zaman kaybetmeden bütün dünya ülkelerinin ve uluslararası örgütlerin bölgeye temsilciler göndermesi gerekmektedir. Ayrıca bölgenin dünya ile iletişimi yeniden kurulmalı, iletişim ağlarını kesen Çin'in sınırlar ardında gizlice yürüttüğü çirkin politikaları engellenmelidir.
Doğu Türkistan'daki insanların hayatından bütün dünya sorumludur.
Dünyadaki çeşitli vahşetlere karşı duyarsız kalmayan ve çözüm için somut adımlar atan ülkelerin ve kurumların bu konuda da duyarsız olmayacağını düşünmekteyiz.
DOĞU TÜRKİSTAN'DA İNSANLIK CAN ÇEKİŞİYOR, KURTARMAKSA HEPİMİZİN GÖREVİ!!!
Saygılar sunarken, gelecekte insanlık tarihinin kara lekelerinden biri olarak kalacak olan bu katliamları durduranların da insanlığın kurtarıcıları olacaklarını vurgulamak isteriz.
TÜRK GENÇLİĞİ ...

17 Temmuz 2009 Cuma

Çin’in vahşetine tepkiler çığ gibi

PEKİN yönetiminin Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine karşı giriştiği soykırım, dün de Almanya, İngiltere ve Hollanda’daki Çin elçilikleri önünde protesto edildi. Azerbaycan ve KKTC’de de Uygurlara destek vardı, bayrağı yakılan Çin’e öfke yağdı.
Ölümleri durdurun artık!
Çin yönetiminin Doğu Türkistan’daki soykırımına Almanya ve Hollanda’daki Türklerden sert tepki geldi. KKTC ve Azerbaycanlı soydaşlarımız katliama karşı böyle seslendi
Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da yaptığı vahşete tüm dünyadan tepkiler gelmeye devam ediyor. Başkent Urumçi’de katledilen Uygurların dramına dikkat çekmek isteyen Türkler dün de İngiltere ve Hollanda’da protestoda bulundu. İngiltere’de yaşayan Türkler, başkent Londra’daki Çin Büyükelçiliği ve İngiltere Başbakanlığı önünde gösteri yaparak, Doğu Türkistan’daki olayları protesto etti. Londra’daki Çin Büyükelçiliği önünde toplanan Türkler ve Uluslararası Af Örgütü üyeleri, “Uygur Türklerine uygulanan soykırımı durdur”, “Doğu Türkistan’daki şiddete son”, “İnsanlar ölüyor, Çin yalan söylüyor” ve “Ölümleri durdurun” şeklinde sloganlar attı, pankartlar taşıdı.
Avrupa’da tek yürek
Çin Büyükelçiliği önünde toplanarak protesto eden çoğu Uygurlu göstericilere destek veren Türk, Kıbrıs Türkü ve Azerilerin katıldığı gösteride polis güvenlik önlemleri aldı. Daha sonra İngiltere Başbakanlık konutuna doğru yürüyen göstericiler, yürüyüş sırasında Çin bayrağını yerlerde sürüklediler. İngiltere Başbakanı Gordon Brown’a iletilmek üzere bir mektup da hazırlayan Türkler, Çin’i protesto amacıyla topladıkları imzaları da Brown’a iletti.

Avrupa’nın timsah gözyaşlarıÇin yönetiminin Uygur Türklerinin katledilmesi karşısında kolunu kıpırdatmayan Avrupa Parlamentosu, “’Honduras’a gösterilen tepki Uygurlar’a gösterilmedi” açıklaması yapmayı da ihmal etmedi. Avrupa Birliği dönem başkanı İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt ve farklı siyasi gruplardan parlamenterlerin söz aldığı oturumda, Çin’in dinî ve etnik farklılıklara saygı gösteren ’ahenkli bir toplum’a yönelmesi gerektiği ifade edildi.Parlamento oturumunda, “Uygur Türkleri’nin durumunun Parlamento’da tartışılması çok önemli. Ama yeteri kadar tartışıldı mı? Ben inanmıyorum. Yüzlerce insan öldü ve çok daha fazlası yaralı durumda. Bir an önce somut adımların atılması lazım” yorumunda bulunuldu.
Öğrenciler vahşete karşı yürüdü
Çin zulmünü protesto için Hollanda’daki Üniversiteli Türk ve Uygur öğrenciler de sokağa döküldü. Hollanda’da öğrenim gören Türk öğrenciler, Amsterdam Özgürlük Meydanı önünde geç saatlerde toplanarak, Çin zulmünü ve katliamını protesto etti. Amsterdam’da bulunan Anadolu Öğrenci Derneği ve Hollanda Uygur Komitesi’nin birlikte organize ettiği gösteride slogan atan üniversiteli Türk ve Uygur öğrenciler, Çin hükümetinin barbarlığını, Amsterdam Özgürlük Anıtı önünde tüm dünyaya bir kez daha haykırdı. Türk, Uygur ve Türkmen bayraklarının ayni anda dalgalandığı Özgürlük Meydanı, zulmün başlamasından buyana sıkça protesto gösterilerine sahne olmayı sürdürdü.
17/07/2009 02:39 Yeniçağ
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=20026

MHP li Yavuz dan Açıklama
Jul 12,2009 Gemlik Gündem Gazetesi

MHP Gemlik ilçe başkan yardımcısı Ercihan Yavuz, Uygur Türklerine yönelik yapılan zulümle alakalı yazılı basın açıklaması yaptı. Yavuz’un açıklaması şu şekilde; “Halk Cumhuriyeti'nin Sincan Uygur Özel Bölgesi'nin merkezi Urumçi'de soydaşlarımızın maruz kaldığı saldırı ve katliamlar Türk Milletini derin bir kedere ve endişeye sevketmiştir.
Çin Halk Cumhuriyeti'nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Uygur Türklerine yönelik saldırılarının toplu etnik katliam boyutlarına ulaşmıştır,bu insanlık dışı katliamı Çin halkının iç çatışması, Han Çinlileri ile Uygur Türkleri arasında bir çatışma olarak görülmesi ve gösterilmesi, eğer maksatlı değilse, gerçeklerle bağdaşmayan bir hata ve gaflet olacaktır.Çin makamlarının uluslararası hukuk ve insanlıkla bağdaşmayan baskı, terör ve şiddet uygulamalarına maruz kalan Uygur Türkleri varlıklarını sürdürme mücadelesi vermektedir. Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin çileli tarihi bunun acı örnekleriyle doludur.
Türk Medeniyeti’nin beşiği olan Kaşgar, Urumçi ve Hotan’da Türk kanı dökülüyor.Uygur Türkleri'nin insanlık dramı Türk Milleti için çok hassas bir konudur.Yaklaşık 30 milyon Türk’ün yaşadığı, kurdukları devletler ile “uygar” lık kavramının türemesine yol açan Uygur Türkleri’nin ve bütün Türklerin vatanı olan Doğu Türkistan, Türk Dünyası’nın en sancılı bölgesi.Çin devleti, bölgede uzun yıllar nükleer denemeler yaptı ve Türk çocuklarının sakat doğmasına yol açtı. Yine hamile Türk kadınlarının çocuk doğurmaması için vakumla cenin alma yöntemi uyguladı. Bunlar yetmezmiş gibi bölgeye Çinli nüfus yerleştirerek Türkleri kendi vatanlarında azınlık durumuna düşürmeye kalkıştı.Doğu Türkistanlı aydınlar, Çin tarafından, dünyaya aşırı İslamcı, El Kaideci gibi tanıtılmaya başlandı, bütün Doğu Türkistan kuruluşları uluslararası terörist ilan edildi. 2004 yılı sonunda Doğu Türkistan’da bütün okullarda Türk dili yasaklandı. Bugüne kadar 200 binden fazla Doğu Türkistanlı genç idam edildi. Komünist dönemden bugüne kadar toplam 600 bin Türk katledildi ama kimse bu soykırımdan bahsetmiyor. Bu son saldırılar ve katliamlar da Çin Halk Cumhuriyeti siyasi makamlarının ve güvenlik güçlerinin sözde bahanelerle Uygur Türklerine karşı giriştiği sistemli ve bilinçli etnik temizlik ve imha hareketinin yeni bir tezahürü ve aşaması olarak görülmelidir.
Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere Uluslararası camia tarafından, dünyada insan haklarına yönelik çeşitli çözümlerin arandığı, standartların yakalandığı iddia edilmektedir. Bu bakımdan uluslararası camianın Uygur Türklüğünün davasına destek vermesi, söylemlerinin samimiyetinin sınandığı yeni bir sınav olacaktır. Yada bugün Irak'ta dün Bosna'da Çeçenistan'da, Karabağ'da yaşanan insanlık dramlarına sağır kalan bir uluslararası camianın varlığından söz etmek mümkün olacaktır.
Başbakan ve AKP hükümetinin de Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçisinin bakanlığa çağrılarak protesto girişiminde hala bulunulmamış olması en hafif tabiriyle bir gaflettir.Gazze ve Filistinliler konusunda şov yaparak söylemediğini bırakmayan, Hamas'ın gönüllü avukatlığına soyunan ve Davos sahte kahramanlığını siyasi ranta çevirme hesapları peşinde koşan Başbakan'ın Uygur Türklerinin katliamı konusunda sessiz kalmasının derin sebeplerini Türk milleti elbette takdir edecektir.
Milliyetçi Hareket Partisi Gemlik İlçe Teşkilatı olarak yaşanan olayları şiddetle kınıyor, soydaşlarımızın Çin'in toprak bütünlüğü içinde temel hak ve özgürlüklerden yararlanacakları şartların ve ortamın hazırlanması ve maruz kaldıkları şiddet ve baskıların biran önce son bulması istiyoruz” dedi.

Türkeş: Türkistan Türklüğün davası

Doğu Türkistan, dünya Türklüğünün meselesidir
* Çin’in Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine reva gördüğü katliam, MHP’nin efsanevi lideri merhum Alparslan Türkeş’in dirayetli tutumunu akıllara getirdi
* Bugün yaşanan dramı yıllar öncesinden öngören Türkeş, “Doğu Türkistan’ın sıkıntıları yalnız Türklüğün değil, Müslümanlığın da sıkıntısıdır” diyordu
Haber: Macit SOYDANDoğu Türkistan’da yaşanan insanlık dramına başta Türkiye olmak üzere tüm dünyanın seyirci kalması, dış Türkler konusunda hassasiyeti bilinen MHP’nin efsanevi lideri merhum Alparslan Türkeş’in üstün dirayetini hafızalara getirdi. Türkeş, 1996 yılında düzenlenen “Uluslararası Doğu Türkistan ve Tarih Sempozyumu” nda yaptığı konuşmada, Çin’in Doğu Türkistan Türklerine yaptığı baskıyı ve çözüm önerilerini derin öngörüsüyle sıralıyor. Araştırmacı Yazar Metin Turhan’ın Bilge Oğuz Yayınları’ndan çıkan “Bilinmeyen Yönleriyle Alparslan Türkeş” isimli kitabında yer verdiği konuşmada Türkeş, Doğu Türkistan Türkleri’nin stratejik bir öneme sahip olduğunun altını çiziyor. Teröre son verilmelidirDoğu Türkistan’da artan yargısız infaz ve teröre son verilmesini isteyen Türkeş, şunları kaydediyor: Tarihimizin başlangıç noktası, kültürümüzün ana kaynağı Doğu Türkistan; o topraklarda hayat mücadelesi veren 30 milyon insanımızın meselesi olduğu kadar, dünya Türklüğünün de acı ama gerçek bir meselesidir. Doğu Türkistan meselesi geride bıraktığımız yıl toprağa verdiğimiz değerli insan merhum İsa Yusuf Alptekin ile 45 yıl önce Türkiye’nin ve dünyanın gündemine gelmiş ve o günden bugüne Dış Türkler davamızın en önemli kısmını teşkil etmiş bulunan bir büyük davadır.”
İnsanlık için vebaldirBu davaya kayıtsız kalınamayacağını ifade eden Türkeş, “Doğu Türkistan’ın sıkıntıları yalnız Türklüğün değil, Müslümanlığın ve de insan haklarına saygı gösterdiğini iddia eden bütün sivil toplum kuruluşlarının sıkıntısıdır. Dolayısıyla bu davaya kayıtsız kalmak, yalnız milliyetimize, yalnız vicdanımıza karşı bir sorumluluk değil, aynı zamanda insanlık alemine karşı da ayrı bir vebaldir. Bugün Doğu Türkistan’da özerklik statüsü mevcutsa da, insan hakları ihlal edilmektedir.”

Çadırlarına konuk oluyorduDış Türkler konusundaki hassasiyeti bilinen Alparslan Türkeş’in Doğu Türkistan konusuna da özel bir ilgisi vardı. Türkeş’in Erciyes zafer Kurultaylarında ziyaret etmeden geçmediği obaların başında da Doğu Türkistan obası gelmekteydi. Kurultay için Erciyes’e çıkan Alparslan Türkeş, mutlaka Doğu Türkistanlıların da çadırına konuk olur, onlarla dertleşirdi.
Çinli suçlulardan oluşan göçmen akını durdurulmalıTürkeş, Doğu Türkistan’a yönelik Çinli göçmen akını baskısına son verilmesini istiyorduMilliyetçi Hareket Partisi’nin efsanevi lideri Alparslan Türkeş, Doğu Türkistan Türklerinin bilim ve teknoloji konusunda gelişmelerinin çok önemli olduğunu da ifade ediyordu. Türkeş, Doğu Türkistan’a Çinli göçünün durdurulmasını isteyen “Her zaman önemle işaret ettiğim gibi bilim, teknoloji, milletlerin yüksek refah seviyesini elde etmesinin yanı sıra, hürriyet ve istiklallerini muhafazasının da en kuvvetli, en sağlam unsurunu teşkil etmektedir. Dolayısıyla Çin hükümetinin yönetimleri altındaki Doğu Türkistan bölgesine başta bilim ve teknoloji olmak üzere kültür, turizm, ağır sanayi sahalarında yatırımların artırılması ve iş sahalarıyla bürokraside Doğu Türkistan halkına eşit görevler vermesi de temennimizdir” diyordu.
Engeller kalkmalıBölgedeki baskılara dikkat çeken Türkeş, temennilerini şöyle sıralıyordu: “Doğu Türkistan’a yönelik her yıl artarak devam eden ve genelde suçlulardan oluşan mecburi Çinli göçmen akınının durdurulması, acımasızca uygulandığı Uluslararası Af Örgütü’nce sabit olan doğum yasağı ve mecburi kürtajın kaldırılması, üniversite öğrencileri ve bilim adamlarının yurt dışında, özellikle Türkiye’de karşılıklı olarak eğitim, öğrenim görmelerinin temin edilmesi ve hacı sayısının çoğaltılması ve işlemlerdeki bürokratik engellerin azaltılması gibi hususlarda Çin Halk Cumhuriyeti’nin anlayış göstermesi en büyük arzumuzdur.”

Özerklik statüsüne kavuşmalı Türkeş, Doğu Türkistan’ın gerçek anlamda özerklik statüsüne kavuşmasını hayal ediyordu Doğu Türkistan’da İnsan Hakları Evrensel beyannamesi’nde yer alan maddelerin uygulanmasını ve özerklik statüsüne bir an önce kavuşturulmasının teminini öncelikle arzu etmekte olduğunu da ifade eden merhum Alparslan Türkeş konuşmasında şunların altını çiziyor: “Zira bunun temininin sonunda Çin ile Doğu Türkistan’ın ortak menfaatlerinin yeniden şekillenmesi kendiliğinden doğacaktır. Bugün Doğu Türkistan’a Çin’in göstereceği tolerans ve anlayış bölgenin kalkınmasını, gelişmesini ve iktisaden yeni bir refah düzeninin sağlanmasını temin edecektir. Doğu Türkistan bölgedeki bütün ülkelerle bilimsel, kültürel, sosyal, ekonomik münasebetlerini geliştirirse Türkiye ile Çin arasındaki dostluk ve işbirliği bağları daha da artacak ve gelişecektir.”
Kalbimizde müstesna bir yeri varBaşbuğ, Türk dünyasının bir parçası olan bu bölgede yaşayan kardeşlerimizin de mutluluğunu istiyordu Doğu Türkistan’ın milli servetlerinin de sömürülmemesi gerektiğini belirten ve Doğu Türkistan’ın bu servetten gerçek payını alması gerektiğine işaret eden Alparslan Türkeş şunları da kaydediyor: “Doğu Türkistan’ın milli servetinden elde edilen paydan gerçek hakkını alması, kültürel kimlik ve din üzerindeki baskının kaldırılması gibi en temel insani hakların verilmesi Doğu Türkistan’ın rahatlamasını, gelişmesini ve Türkiye-Çin dostluğunun daha da pekişip büyümesini kendiliğinden sağlayacaktır. Satır başları halinde özetlediğim ve Çin devletinin iç işlerine bir müdahaleyi düşünmeksizin, Doğu Türkistan’da yaşayan soydaşlarımızın içinde bulundukları durumu sizlere aktarmak amacıyla sıraladığım konuların çözümü aynı bölgenin kaderini paylaşan insanların aralarındaki anlaşmazlığı kaldırmayı hedeflemektedir. Kalbimizde müstesna bir yeri olan Doğu Türkistan, Türk dünyasının bir parçasıdır. Bu bölgenin insanlarının güler yüzlü, mutlu ve refah içinde bir yarına sahip olması ise yalnız Türkiye’nin değil bütün Türk dünyasının ve insanının temennisidir.”
Türkeş, Doğu Türkistan’ın istiklal ve hürriyet mücadelesinin sembol isimlerinden merhum İsa Yusuf Alptekin’le zaman zaman bir araya geliyordu.
17/07/2009 02:33
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=20025

Doğu Türkistan'daki olaylara tepki gösteren tek Müslüman lider

[Yorum]
Çin'in karışık Sincan bölgesinde yaşanan ve çoğunluğu Türk kökenli 200'den fazla insanın öldüğü olayların görmezlikten gelinmesi veya sessiz kalınması mümkün değil. Aynı şey resmî Çinli otoritelerin olaylara karışanlara ve özellikle Müslümanlara yönelik muamele yöntemi için de söylenebilir.
Çinli otoriteler Müslüman azınlığın evlatları içinden öfkeli kişilere muamelede aşırı güç kullanmasını, güvenliği ve istikrarı korumak istemesiyle gerekçelendiriyor. Fakat bu sayıda can kaybı ve yaklaşık olarak iki katı insanın yaralanması vakıadan tamamen farklı bir görüntü veriyor ve bu türden gerekçeleri kabul edilemez kılıyor. Çin'deki etnik azınlıklar ve özellikle de Müslüman azınlık bazı ayrımcı muamelelerle karşılaşıyorlar. Kendi evlatları arasında işsizlik oranları yükseliyor ve ekonomik büyüme noktasında rekor bir oran yakalayan ülkede yaşam şartları kötüleşiyor.
Çin'in kuzeybatısında bulunan Sincan bölgesi bu ayrımcılık politikalarından çokça yaşadı. Ayrıca Çin 'Han' ırkından kendi topraklarına yönelik göç dalgaları gördü. Şöyle ki Çin'in dört bir yanından gelen göçmenlerin ortasında kültürel ve dinî kimlik eridi. Bu göçmenler bölge halkının dediğine göre kendilerine yönelik ayrımcı politikalar sebebiyle fabrikalarda ve ekonomik projelerde iş alma zorluğuyla karşılaşıyorlar. Genelde kendi ülkelerinin hükümetlerinin bakış açılarını ve çıkarlarını yansıtan Batı medyasının örnek bağlamında Tibet halkıyla ve sürgündeki liderleri Dalay Lama'yla ilgilenmeleriyle karşılaştırıldığında Çin'deki Müslüman Uygur azınlıkla daha az ilgilenmeleri dikkat çekici. Bölgede son kanlı olaylar patlak vermeseydi belki de hiç kimse onları ve uğradıkları zalimlikleri duymayacaktı.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan neredeyse onların sorunlarına sempati duyan ve Urumçi'de maruz kaldıklarını 'toplu katliamların bir şekli' olarak niteleyen tek Müslüman lider idi. Bu sempati dünyanın farklı bölgelerindeki Müslüman kardeşlerine hiçbir ayırım yapmaksızın destek olmakta bir an bile tereddüt etmeyen onun gibi bir liderlerden beklenirdi zaten. Sayın Erdoğan, Gazze Şeridi'ndeki İsrail katliamlarına yönelik benzer ve hatta daha sert ve güçlü bir tutum sergilemiş, İsrail'i aleni şekilde kınamış ve İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez'in geçen kış İsviçre'deki Davos forumunda ikilinin katılımı sırasındaki yalanlarını protesto ederek panelden öfkeli şekilde çekilmişti.
Çin hükümetinin, kendi topraklarında güven ve istikrarı koruması hakkı, ancak aynı zamanda azınlıkların haklarına saygı göstermeli, onların bütün ayırımcı uygulamalardan uzak durarak eşitlik, ekonomik, siyasî ve sosyal haklarına kavuşma noktasındaki adil taleplerini dinlemeli. Ortada Uyguları isyana ve ayaklanmaya sürüklemek için dışarıdan kışkırtma girişimleri olduğu ve bu girişimlerin bazı zamanlar Çin'i zayıflatmak, süper güç olarak hızlı yükselişinin oluşturduğu tehlikeler sebebiyle içeriden bitirmek isteyen Batılı ajandalarla tetiklendiği doğru. Fakat bu kışkırtmayla en iyi mücadelenin, sorunun köklerine inilmesi ve bölge halkının eşitlik, iş ve geçim alanında fırsat eşitliği yönündeki adil taleplerine karşılık verilmesiyle yapılması olduğu da bir gerçek.
Araplar ve Müslümanlar için dost bir devlet olan Çin daimi olarak İsrail-Amerikan saldırısına karşı onların ve özellikle de Filistin sorunu yanında yer aldı. Bu yüzden bütün yöntem ve araçlarla bu dostluğun korunması ve hatta derinleştirilmesi gerekir. Bu husustaki en ideal yöntem ise bu dost ülkeyle ilişkileri sabote etmenin tehlikelerine dair nasihatlerde ve uyarılarda bulunmak, ancak Çin'deki Müslüman azınlığın evlatlarını ve onların Çin ana devleti çerçevesinde temel haklarına ulaşma noktasındaki taleplerini bırakmadan... Londra'da Arapça yayImlanan
Kudsularabi gazetesi, başyazı
16 Temmuz 2009 ZAMAN